Seyirografi



0 yorum
Avatar Methini çok duyunca -ya da reklamını demeliyim?-ister istemez merakımı celbeden bir filmdi oldu Avatar. Kimdir bu avatarlar ne yerler ne içerler gidip görmek lazım dedim. Ha birde "görsel efeklerde en son hangi aşamaya gelindi"yi  görme   açısında da iyi bir fırsat olabileceğini düşündüm. Nitekim bilgi açlığım nispeten giderilmiş oldu filmle. Görsel açıdan mükemmele yakın bir iş çıkarmışlar. Özellikle  3D ile izleyince zevkine daha bir başka varıyorsunuz. Buraya kadar her şey güzel..Ama aklıma takılan bir soru var. Bu kadar para emek ve zamanı harcanan bir filmin neden daha özgün ve derin bir senaryosu olmaz ? Bu açıdan James Cameron'da çoğu yönetmen gibi garantici davranmış. Değerli topraklar üzerinde yaşayan "ilkel" insanlar ve bir gurup her şeyi kendinde hak gören açgözlü insanların  savaşını anlatan hikayeler artık çok tanıdık.   Film konusuyla ne kadar bilinçli bilinmez ama Irak savaşına atıfta bulunmuş olup ister istemez bir özeleştiri yapmış oluyor. 

  9/10

Boy in the Stripped Pajamas / Çizgili Pijamalı Çocuk John Boyne' n aynı adlı romanından sinemaya uyarlanmış. Üst düzey bir nazi askeri olan babasının görevi nedeniyle sürekli taşınmak zorunda kalan bir çocuğun en az savaşın kendisi kadar dramatik hikayesini anlatıyor film.   Malum olduğu gibi  savaş ve çocuk saflığının birbirine tezat oluşturmasından mütevellit tabloyu izliyoruz. Savaşı bir çocuğun gözüyle anlatmak eski ve etkili bir yöntemdir.  Nitekim film de bu yöntemi son derece başarılı kullanmış. Filmde izleyenleri dramatik bir son bekliyor. İşin propaganda işi çoğu filmde olduğu gibi hat safhada tabi 

7/10

Neşeli Hayat Yılmaz Erdoğan seyircinin karşısında trajikomik hikayelerle çıktı hep çıkmaya da devam edecek anlaşılan. Son filminde de trajik bir hikayeyi ele almış adına da "Neşeli Hayat" deyip kendince bir ironi yapmış. Neşeli Hayat, kıt kanaat geçinen, düzenli bir işi olmayan, akrabalarıyla da başı belada olan Rıza'nın mütevazi hayata tutunma çabasını anlatıyor. Hikaye varoşların peri masalına dönüşüyor. Hani o umut aşılayan filmlerden...Yılmaz Erdoğan bu filmde diğer filmlerine göre daha bir karakter oyuncusu olarak karşımıza çıkıyor. Kendisinin şu ana kadar yaptığı en iyi iş olmasa da, ortaya eli yüzü düzgün, seyirlik bir film çıkarmış diyebiliriz. 

  7,5/10


7 Kocalı Hürmüz 2009



0 yorum


Tür : Romantik / Komedi / Tarihi

Gösterim Tarihi : 20 Kasım 2009
Yönetmen : Ezel Akay
Senaryo : Gürsel Korat Sağlamöz
Görüntü Yönetmeni : Haik Kirakosyan
Müzik : Ender AKAY , Sunay Özgür
Yapım : 2009, Türkiye


Oyuncular
Nurgül Yeşilçay , Gülse Birsel , Haluk Bilginer , Erkan Can , Memet Ali Alabora , Sarp Apak , Cengiz Küçükayvaz , Öner Erkan , Cem Karakaya , Ezel Akay , Müjdat Gezen , Erol Günaydın , Zihni Göktay , Halit Akçatepe , Betül Arım , Pınar Çağlar Gençtürk , Nihal Menzil , Görkem Ece Ercan , Dilek Yorulmaz , Selen Görgüzel , Selahattin Taşdöğen , Çetin Sarıkartal , Aral Seskir , Vokaliz , Shaman (danslar)



"Tanrım! tek başına koyma kullarını.

Yalnızlığa ancak sen dayanırsın"


Elin Tim Burton'ı varsa bizim de Ezel Akay'ımız var. Masal anlatma konusundaki yeteneğine karşı mütevazi davranmayıp kendisini Ezop diye tanımlıyor Ezel Akay iyi de ediyor. Fakat bu tanımlamayla da üzerine büyük bir yük almış oluyor. Bu sorumluğun da çok farkında olarak iyi işler çıkarmasını da biliyor. Onun sineması rengarenk görselliğin, abartılı karakterlerin, müziğin,eğlencenin, enerjinin,dinamizmin, cümbüşün oluşturduğu,türk sinemasında çok rastlanmamış benzersiz bir dile sahip bana göre. Yine bana göre ilk filmi Neredesin Firuze ile dram sever türk sineması tarihine türünün en güzel örneklerinden birini armağan etmiştir.

Ezel Akay bu filmiyle de yine benzer tatlar yaratma peşinde koşmuş fakat diğer filmlerinden farklı olarak "7 Kocalı Hürmüz" "müzikli oyun"unun dokusunu korumaya çalışmış. Bu sebeple nispeten daha tiyatral bir iş çıkmış ortaya. 7 Kocalı Hürmüz'ün 'ün hikayesini anlatmaya gerek yok.  Hani  şu haftanın her günü için ayrı kocası olan güzel ve "üçkağıtçı" hatun ve parmağında oynattığı erkekleri anlatan  meşhur hikaye.

Bir kere film, yönetmenin söylediğinin aksine bir erkek filmi değil, baştan aşağı bir kadın filmi. Buram buram kadın kokan bir film. Aşkın olmadığı, kadınlık sırlarının meydana döküldüğü  bir kadın filmi...

Tiyatral bir iş olunca filmde doğal olarak performanslarla öne çıkıyor. Yönetmen oyuncu seçiminde hayli isabetli davranmış. Başta Gürse birsel olmak üzere Erkan Can , Mehmet Ali Alabora , Sarp Apak , Cengiz Küçükayvaz , Öner Erkanbir ve tabiki ağır toplar, yaşlı kurtlardan oluşan diğer ekip de rollerinin hakkını fazlasıyla  vermiş. Nurgül Yeşilçay Hürmüz olmak için yeterli güzelliğe sahip  ama onu oynamak için yeterli yeteneğe sahip mi tartışılır. Rolüne çok hakim bulmadım kendisini açıkçası. Filmin lokomatifi kesinlikle rolüne cuk diye oturan ve müthiş bir performans sergileyen Gülse Birsel. "Yalan gerçek bir arada. Aşk desen palavra. Adem ve Havva'dan beri böyle gelmiş böyle gider bu dünya" demeye getiren film, Müge Zümrütbel'in çoğunu kendisi seslendirdiği müzikleriyle,  eğlencesi ve cümbüşü  ile hafızalara kazınacak cinsten bir film.

8,5/10

"Bugün Aslında Dündü"



0 yorum
İş çıkışı her akşam geçtiğim dil kursunun önünde, kurs adına bıkmadan usanmadan, bana ısrarla broşür uzatan çocuğu aynı ısrarla tekrar tekrar kibarca reddediyor olmak benim için gün içinde rutin olarak yaptığım işler arasında yerini aldı. Geçen gece aynı rutin sırasında, türkçe adıyla Bugün Aslında Dündü filmindeki  Bill  Murray'i gibi hissetmekten kendimi alamadım. Bunu düşünür düşünmez dehşete kapılmam, "aman Allahım yoksa ben de mi?" demem bir oldu. Sonrada çok sık yaptığım gibi kendi kendime güldüm.

Bilen bilir Bill Murry, Groundhog Day filminde  hava durumu sunucusu Phil Connors rolündedir. Film, Phil Connors'ın, yapımcısı Rita ve kameraman Larry'le birlikte, Pennsylvania’nın Punxsutawney kasabasında haber peşinde koştukları bir kaç gün içinde gelişen olayları anlatır. Phil her sabah kalktığında  aslında yine aynı  güne uyandığını fark eder. Phil her sabah aynı radyo programını dinler. Aynı merdivenlerde aynı adamla karşılaşır. Dönemeçte aynı dilenciye para vermez. Yolda yine dün görmüş oldu  eski okul arkadaşını görür ve aynı su birikintisinin içine basar falan. "Gün" içinden çıkılmaz bir hal aldığı için, olaylar da peşi sıra  içinden çıkılmaz bir hal alır. Sonrası tahmin edebileceğiniz gibi...

Filmde çok güldüğüm sahnelerden biri  benim ve filmin   demek istediğini özetliyor aslında;



-Bir keresinde Virgin adasına gittim. Bir kızla tanıştım. Istakoz yedik. Pina Colada içtik. Gün batımında deniz aslanları gibiydik. Çok güzel bir gündü. Neden o günü yeniden yaşayamıyorum. Yeniden..yeniden ve yeniden...


-Bazıları şu bardağa bakıp şöyle der; bu bardağın yarısı boş.Bazıları da şöyle der; yarısı dolu.Eminim sen bardağın yarısı boş diyenlerdensin. Değil mi?


-Bir yere sıkışıp kalsaydınız ve her gün aynı gün olsaydı ne yapardınız?


-Şey bu hayatımı iyi özetliyor.

Velhasıl hayatımı sırf bu rutinden kurtarmak için bana uzatılan o broşürü ilgilenmediğim halde almaya karar verdim. E bu sefer de bana uzatılmazsa eğer o broşür, o da kaderin cilvesi olmuş olur.

David Bowie ~ Space Oddity C.R.A.Z.Y Soundtrack



0 yorum
Ground Control to Major Tom
Ground Control to Major Tom
Take your protein pills and put your helmet on

Ground Control to Major Tom
Commencing countdown, engines on
Check ignition and may God's love be with you

This is Ground Control to Major Tom
You've really made the grade
And the papers want to know whose shirts you wear
Now it's time to leave the capsule if you dare

"This is Major Tom to Ground Control
I'm stepping through the door
And I'm floating in a most peculiar way
And the stars look very different today

For here
Am I sitting in a tin can
Far above the world
Planet Earth is blue
And there's nothing I can do

Though I'm past one hundred thousand miles
I'm feeling very still
And I think my spaceship knows which way to go
Tell my wife I love her very much she knows"


Ground Control to Major Tom
Your circuit's dead, there's something wrong
Can you hear me, Major Tom?
Can you hear me, Major Tom?
Can you hear me, Major Tom?
Can you....


"Here am I floating round my tin can
Far above the Moon
Planet Earth is blue
And there's nothing I can do."

Mary and Max (2009)



0 yorum

Yapım:2009 ~ Avustralya
Tür:Animasyon, Dram, Komedi
Yönetmen:Adam Elliot
Senaryo:Adam Elliot
Yapımcı:Melanie Coombs
Görüntü Yönetmeni:Gerald Thompson
Müzik:Dale Cornelius

"Ama arkadaşlar iyidir"

Benim gibi anime film  sever olmaya yolunda hızla ilerleyen  biri için izlenebilecek en iyi filmlerden biri oldu Mary and Max. Hayal gücünün sınırlarını zorlayan küçük Mary'nin Amerika'da bebeklerin kola şişesinden çıkıp çıkmadığının merakını celbetmesi sebebiyle başlayan bir mektup arkadaşlığının hikayesi . "Hayal gücünün sınırlarını zorlamak" sözü filmin geneli için de sarf edilebilir hiç şüphesiz. Hatta bu yönüyle filmden hafif bir Amelie tadını da almanız pek muhtemel.
Mary 8 yaşında Avustralyalı bir kız çocuğudur. Tek arkadaşı en sevdiği çizgi dizideki  Nobletler'dir. Birde bir yerlerden bulup buluşturduğu deniz kabuklarından, sakız paketlerinden, akşam yemeklerinden  kalan tavuk kemiklerinden yaptığı oyuncakları...En büyük hayali büyüyünce Earl Gray adında biriyle evlenmektir. Earl Gray babasının yıllarca çalışıp emekliye  ayrıldığı çay şirketinin de  adıdır aynı zamanda-alakayı siz kurun-. Filme dikkat çekici diğer bir karakter de hiç şüphesiz başta kendine has tarzıyla akıllara durgunluk veren annedir. Shery marka alkol şişesini elinden düşürmeyen, kriket maçı dinlemeye bayılan histerik, ilgisiz bir anne modeli. Zaten kopan düğmelerin yerine mandal takma fikri onun pratik  aklının ama aynı zamanda da baştan savma tavrının en önemli göstergesi. Her annenin, anne olma inisiyatifini kullanarak edindiği hakkını biraz suistimal etmiş gözükse de neticede bir anne ve anneler her zaman haklı. Yine de kızına  bebeklerin bira şişesinden çıktığını ve Shery marka içkiyi , her gün test etmek amacıyla içtiğini söyleyerek kandırmakla, ipin ucunu az da olsa kaçırmış olduğunu söylemek  mümkün.
Filmdeki bir diğer karakterse Mary'in mektup arkadaşı Max. Max obeziteyle boğuşan,  zaman zaman krizler geçiren, en keyif aldığı şeylerden biri olan ekmek arası çikolataya bayılan, bazen şizofrenik hallere bürünen, belediyeye aklına gelen her fikir ya da öneri için mektup yazan, -ki en aklıma yatanı; körlere ucu sivri bastonlar verilerek  sokakta yürürlerken bu sayede  de yerdeki çöplerin  toplanmasının sağlanması fikiriydi- Max de ne tesadüftür ki küçük Mary gibi yalnız birdir ve yine ne büyük tesadüftür ki onun da en sevdiği çizgi dizi Norbitler'dir. Norbitler'i görüntüsü olmayıp sesi olan bir televizyonla,  sesi olmayıp görüntüsü olan başka bir televizyon aracılığıyla izlemesi de filmde çok sık karşımıza çıkan hoş enstantenelerden biriydi.

Neticede bu iki kişin arasından yaşanan duygu dolu ve komik serüvenin sizde de oluşturacağı duygu buruk bir duygu olacaktır eminim. Zaaflarımız, korkularımız, düşler hayaller ve en önemlisi de arkadaşlık üzerine ders verme amacını da açıktan belli eden bir film Mary and Max.

8.5/10

Eylül



0 yorum
"o zaman Suat'a da hayatının şu devresi kendi ömrünün, kendi kadınlık hayatının eylülü gibi geldi. Eylül, birkaç gün hava ne kadar güzel olsa bu kadarcık fâni güzelliğe bile minnettar olmak lâzım gelen bir ay! içine birkaç günlük kış hücumundan acı düştüğü için, o güzel havaların, devamlı yazın artık nasıl geçmiş, sadece bir mazi olduğunu hissettiren bir esef ve hasret ayı... onun hayatı da böyle değil mi idi?"

Mehmet Rauf ~Eylül

The Sound of Silence~The Graduate Soundtrack



0 yorum
Bir döneme özellikle müzikleriyle ve Dustin Hoffman'ın muhteşem performansıyla damgasını vurmuş bir film...Aşkın 500 Günü filminde Tom ve Summer'ın  çok sevdiklerini söyledikleri filmin de ta kendisi The Graduate. Yüzlerdeki "ee şimdi n'olucak" ifadesine  dikkat lütfen!

Hello darkness, my old friend
I've come to talk with you again
Because a vision softly creeping
Left its seeds while I was sleeping
And the vision that was planted in my brain
Still remains
Within the sound of silence
In restless dreams I walked alone
Narrow streets of cobblestone
'Neath the halo of a street lamp
I turn my collar to the cold and damp
When my eyes were stabbed by the flash of a neon light
That split the night
And touched the sound of silence
And in the naked light I saw
Ten thousand people maybe more
People talking without speaking
People hearing without listening
People writing songs that voices never shared
No one dared
Disturb the sound of silence
"Fools," said I, "you do not know
Silence like a cancer grows
Hear my words that I might teach you
Take my arms that I might reach you"
But my words like silent raindrops fell
And echoed in the wells of silence
And the people bowed and prayed
To the neon god they made
And the sign flashed out its warning
In the words that it was forming
And the sign said "The words of the prophets are written on the subway walls
And tenement halls
And whispered in the sound of silen

Cenab-ı Aşk'a Dair



2 yorum
"Bil ki ey sevgili
Ben seni aklımdan hiç çıkarmadım;
ben sadece aklımı çıkardım
Ve böyle bilsin bütün dünya,
ben aklımı senin rağmına değil,
senin uğruna senden çıkardım"

Dücane Cündioğlu / Cenab-ıAşk'a Dair

500 Days Of Summer ~ Aşkın (500) Günü



5 yorum

Tür : Komedi / Dram / Romantik
Gösterim Tarihi : 9 Ekim 2009
Yönetmen : Marc Webb
Senaryo : Scott Neustadter , Michael H. Weber
Görüntü Yönetmeni : Eric Steelberg
Müzik : Rob Simonsen , Mychael Danna
Yapım : 2009, ABD , 95 dk.

Oyuncular

Joseph Gordon-Levitt (Tom Hansen) , Zooey Deschanel (Summer Finn) , Geoffrey Arend (McKenzie) , Chloe Moretz (Rachel Hansen) , Matthew Gray Gubler (Paul) , Clark Gregg (Vance)

Bir erkekle bir kadın tanışır

Romantik komedi tür olarak benim sinemada çok da izlemeyi tercih ettiğim bir tür değildir aslında. Hafta sonu arkadaşlarla sırf "çerez niyetine" gidip eğlenebileceğimiz, "saksıyı" çok zorlamayacağımız, bitiminde de aklımızı çok kurcalayıp, kafada çok yer etmeyecek bir film izleyelim istedim.


Fakat durum hiç de benim düşündüğüm gibi olmadı. Filmin ta en başında üçüncü anlatıcının; "Bu film sizin düşündüğünüz gibi bir erkekle bir kadın tanışır filmi değil" demesiyle beni baştan al aşağı etti. O an itibariyle anladım ki sıradan bir romantik komedi izlemeyecektim.

Tom mimarlık eğitimi alan fakat hayatını bir şirkette metin yazarı olarak sürdüren, aşka ve ilişkilere henüz inancını yitirmemiş bir romantiktir. Aşk için umutlarının tükendiği bir dönemde "hayatının aşkı"olabileceğine inandığı Summer'la tanışır ve Tom kara sevdaya tutulur. Summer ise aşka inanmayan ve ilişki kavramına hemcinslerinden çok  ayrı bakan bir kızdır. Tom için başta ilişkilerinin bir adı olmaması bir problem yaratmaz ama ateş bacayı sardığında, başka bir ifadeyle iş ciddiyete  bindiğinde "beraber takılıp iyi vakit geçiriyoruz ötesi berisi ne gam fikri" kabul edilebilir gelmez. Zaten filmin konusunu da  ikili arasındaki bu çatışma oluşturuyor. Düşünün, bir tarafta hayatının sonuna kadar sevdiği kadınla olmak isteyen aşık bir genç, diğer tarafta "sana hiç bir şey için söz veremem. Yarın uyandığında yanında olmayabilirim." diyen, bağlanmaktan korkan  bir kadın...

 Neticede konu itibariyle çok zengin ve özgün sayılmaz. Özgünlüğünü ve zenginliğini  zamanlar arasındaki geçişin filme kattığı o müthiş dinamizm oluşturuyor. Aşkın 5oo  gününü baştan sona doğru , rutin bir şekilde ilerlemiyor. Bu açıdan sahneleri birleştirme işi biraz seyirciye düşüyor.

Anti parantez "beklentiler" ve "realite" üzerine ekranın ikiye bölünmesiyle eş zamanlı olarak gösterilen bir sahne de yine filimin can alıcı ve "can acıtıcı" sahnelerinden biri olarak değerlendirilebilir.  Komedi öğelerinin , türünün benzerlerine göre daha kaliteli ve akıllıca durduğunu da söylemekte fayda var. İşin en ilginç yanı filmin başta aşk hakkında seyirciye bir kıssadan hisse verme gibi bir derdi varmış gibi gözüküyor.  Fakat film  sonunda, başta  idea ettiği şeyin aslında hiç de öyle olmadığını söyleyip bir nevi kendini haksız çıkarıyor. Tabi bu yine de filmin kıssadan hissesini oluşturuyor.

Neticede, en iyi romantik-aşk filmi listeme kendine iyi bir girişle yer edinen bir film oldu benim için 500 Of Days Summer.

9/10

Ey Ruz Baran Bab'Aziz (Ruhunu Tefekkür Eden Prens) Soundtrack



3 yorum
ey gün yüksel !
zerrecikler dans ediyor evren O'na şükretmek için dans ediyor.
canlar çoşkuyla mağlup olmuş bir şekilde
kendinden geçmiş dans ediyor
kulağına fısıldayacağım danslarının onları nereye götürdüğünü
havadaki ve çöldeki bütün zerrecikler iyi bil ki,
onlar deli görünürler
her bir zerre mutlu ya da bedbaht,
güneşin düşkünü olurlar
hiç bir şey söylenemeyecek olanın ...
newer post older post