Michelle Williams etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Michelle Williams etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Blue Valentine (2010)



5 yorum

Yönetmen:Derek Cianfrance
Ülke: Amerika
Tür: Dram | Romantik
Süre:112 dakika
Senaryo:Derek Cianfrance | Cami Delavigne | Joey Curtis
Görüntü Yönetmeni:Andrij Parekh
Imdb Puanı:7.9

Hikaye hep aynıdır. Birbirine deliler gibi aşık iki genç evlenir ve ömürlerinin sonuna kadar mutlu mesut yaşar. Çünkü aşk her türlü şeyin üstesinden gelir. Peki ya bir taraf daha az seviyorsa? İşte bu sorunun cevabını bulabileceğimiz bir film Blue Valentine.

Filmin afişine aldanmayın sakın. Afiş bu filmin tutkulu bir aşk hikayesi olduğunu bağırıyor gibi fakat  mevzu o   değil. Hatta bu yüzden benim gibi filmin başında bu çifti evli, çocuklu sıradan bir aile olarak görmek sizi ters köşe yapabilir. Blue Valentine bir romantik gençlik filmi değil, çok daha ötesi. Çocuk için evlenmeyi öncelikleri arasına alan bir çiftin aşktan daha öte sorunlarla yüzleşmek zorunda kalması mevzu bahis olan. Kadın erkek ilişkileri üzerine başarılı tespitler yapan bir ebeveyn filmi aslında.
"Öylece yok olup gideceklerini bildiğin hâlde, duygularına nasıl güvenebilirsin?"
Şu ana kadar belgesel filmler çeken yönetmen Derek Cianfrance‘nin bu tarzda çektiği ilk film olmasına rağmen oldukça usta işi bir yapım Blue Valentine. Dean ufak tefek işlerle para kazanmaya çalışan yetenekli, rahat bir tiptir.Cindy ise tıp fakültesinde okuyan idealist bir öğrenci. Bu iki birbirinden farklı insan bir şekilde tanışır. Cindy tıp fakültesinden hocası  Bobby ile olan ilişkisinden henüz yeni çıkmıştır.Bu yüzden biraz üzgün ve kafası karışıktır.Dean bu süreçte Cindy için hem kendini, hem de dağılan hayatını toparlaması için bir kurtarıcı görevini görür. Bu ikili evlenir ve bir süre sonra Cindy evliliğini ve Dean'e olan sevgisini, geride bıraktığı hayallerini, yaşamının gidişatını, arzularını, isteklerini sorgulamaya başlar. Film sondan başa doğru seyreden bir kurguya sahip. Ryan Gosling  ve  Michelle Williams'ın uyumlarıysa muhteşem.Gerçekçi diyaloglar hikayenin içine alıyor sizi. Abartıdan uzak, samimi ve ölçülü, naif bir film.Ve çok beğendiğim bir replik.
Dean : Bilmiyorum. Bence erkekler , kadınlardan çok daha romantik. Biz evlendiğimizde, sadece tek bir kadına bağlı oluyoruz. Kayıtsız şartsız.Biriyle tanışıyoruz, “Eğer onunla evlenmezsem, aptalın tekiyim, o harika biri” diyoruz.Ama kadınlar, ihtimaller arasından en iyisini seçiyorlar. Evlenirlerken daima, acaba iyi işi var mı diye bakıyorlar.Hayatları boyunca durmadan beyaz atlı prenslerini arıyorlar.
Nootbook filmiyle bazı benzer özelikler gösterdiğini düşünenler nispeten haklı.Nootbook filminde hayranlarını kendine çeken samimi bir hava vardı.Dramatikti ama duygu sömürüsü yoktu. Bir filmin başarısında şüphesiz gerçekçi yaklaşımın önemi çok büyük, hele ki konu ilişkilerse daha da.İşte Blue Valentine'nin başarısını oluşturan temelde de bu gerçek yatıyor.Ülkemizde Nisan'da vizyona giriyor film.İlgililere  duyurulur.

10/ 8,5

The Station Agent ~ Hayatın İçinden (2003) / Dostluk istasyonuna yolcu kalmasın !



0 yorum

Tür : Dram / Komedi
Gösterim Tarihi : 23 Temmuz 2004
Yönetmen : Thomas McCarthy
Senaryo : Thomas McCarthy
Görüntü Yönetmeni : Oliver Bokelberg
Müzik : Stephen Trask
Yapım : 2003, ABD , 88 dk.
Oyuncular
Peter Dinklage (Finbar McBride) , Paul Benjamin (Henry Styles) , Bobby Cannavale (Joe Oramas) , Raven Goodwin (Cleo) , Patricia Clarkson (Olivia Harris) , Michelle Williams (Emily)
İçimden şehirler değil, trenler geçer...

The Station Agent , yalnızlığını bile paylaşmak istemeyen, az konuşan, fiziki görünümü yüzünden kendini biraz da kimseye fırsat vermeden kendi kendine  hayattan ve dolayısıyla insanlardan soyutlayan bir adamı ve hayatına plansız giren iki insanla beraber gelişen arkadaşlıklarını konu alan, dostluk ve arkadaşlık gibi özel ve güzel  bir konuya değinen, sıcak ve duygusal bir film.
Finbar yani Fin,  kendisine bir miras yoluyla kalan tren istasyonun köhne bir deposunda yaşamaya başlar. Bu Fin'in kendini dış dünyaya kapatabilmesine, insanlardan biraz olsun uzaklaşabilmesine yardımcı olabilecek bir girişimdir. Ama durum hiç de onun tahmin ettiği ya da gelişmesine istediği gibi olmayacaktır. Çünkü evinin tam karşısında Joe isminde, konuşmayı seven,- bazen etrafındakileri bezdirecek kadar- arkadaş canlısı,babasının hastalığı nedeniyle mesleğine ara vererek, babasının işi olan karavan-büfe tarzında bir otomobilde kahve satışı yapan ve aynı zamanda babasının hastalığıyla ve onun çeşitli kaprisleriyle uğraşmak zorunda kalan biri, her sabah erkenden dükkan açacaktır. Joe için iş yerinin etrafında konuşacak birilerinin olması son derece sevindiriciyken Fin için sinir bozucu bulunacaktır. Fakat Joe'nun , sıcak tavrı ve onu dış görünüşü yüzünden herkesten farklı olarak gözleriyle küçümsemeyen hatta görünüşüne aldırış bile etmeyen davranışı nedeniyle Fin'le kaynaşması çok zor olmayacaktır.




Çok geçmeden Joe, Fin'in adeta bir ritüel haline getirdiği, ismine de "dosdoğru yürüyüş" dediği, tren hattını takip etmek suretiyle yapılan uzun yürüyüşlerinde ona eşlik etmeye başlayacaktır. Hatta ve hatta Fin sayesinde kitap okuma alışkanlığı bile kazanacaktır Joe.  Olivia da çok geçmeden bu ikileye eşlik eder ve Fin'le aralarında bir yakınlaşma oluşur. Fakat Olivia nın boşanma arifesinde olduğu eşiyle çeşitli problemleri olduğu için kafası son derece karışıktır.

The Station Agent, benim açımdan doğal anlatımıyla dikkat çeken bir film. Bu yüzden türkçe isminin de gayet filmin kendisiyle müsemma olduğunu düşünüyorum. Hayatın İçinden filmi, hayatın içinde rastlayıp, çok da önemsemediğimiz ya da es geçtiğimiz ayrıntıların insan hayatında ki  yansımalarını/önemini, su gibi anlatan bir film hüviyetinde benim için. Ayrıca Fin rolündeki Peter Dinklage'in ölçülü, abartısız oyunculuğu da beni kendine hayran bırakmıştır.

8/10

older post