The Turtles ~ Elenore / The Boat That Rocked Soundtrack



4 yorum


"1966 da İngiliz Rock & Roll'u  en müthiş çağını yaşıyordur. Ancak BBC radyosu günde en fazla 45 dakika pop müzik çalıyordu. Neyse ki korsan radyo istasyonları kuzey denizine demir atmışlardı. Günün 24 saati Rock ve Pop müzik çalıyorlardı.Ve 25 milyon insan ki İngiltere nüfusunun yarısı Tanrının her günü korsanları dinliyorları."

Diye başlayan film, nüfusunu, bir gurup Rock & Roll delisi dj'in oluşturduğu bir teknede geçen,  insanların hükümete karşı mücadelesini, müzikle aşılan engelleri ve kurulan köprüleri garip bir romantizmle anlatan başarılı bir komedi.  Rock & Roll'a ya da iyi komedi filmlerine  özel bir  ilginiz varsa şayet filmi izlenecekler listesine alsanız iyi edersin.

"You’ve got a thing about you
I just can’t live without you
I really want you Elenore near me

Your looks intoxicate me
Even though your folks hate me
There’s no one like you Elenore really

Elenore gee I think you’re swell
And you really do me well
You’re my pride and joy etcetera

Elenore can I take the time
To ask you to speak your mind
Tell me that you love me better

I really think you’re groovy
Let’s go out to a movie
What do you say now Elenore can we?

They’ll turn the lights way down low
Maybe we won’t watch the show
I think I love you Elenore love me

Elenore gee I think you’re swell
And you really do me well
You’re my pride and joy etcetera

Elenore can I take the time
To ask you to speak your mind
Tell me that you love me better

Elenore gee I think you’re swell ah ha
Elenore gee I think you’re swell ah ha a a a…"


Yahşi Batı 2010



0 yorum

Tür : Western / Komedi
Gösterim Tarihi : 1 Ocak 2010
Yönetmen : Ömer Faruk Sorak
Senaryo : Cem Yılmaz
Yapım : 2009, Türkiye
Oyuncular
Cem Yılmaz , Ozan Güven , Demet Evgar , Zafer Algöz , Özkan Uğur , Dilek Çelebi , Ferdi Sancar , Mazlum Çimen , Tuncay Özinel , Cansu Dere , Uğur Polat

Her ne kadar paket ayrı içerik aynı da olsa, Cem Yılmaz daha iyisini yapana kadar en iyisi bu !

Cem Yılmaz'ın filmleri malum ülkemizde arasında "merakla beklenen filmler" kategorisinde yer alır. Bunda Cem Yılmaz'ın hiç şüphesiz Türkiyenin en iyi mizahçılarından biri olmasının etkisi var.  Hal böyle olunca Cem Yılmaz'ın  her iş merakla beklenir, akabinde de adettendir itinayla eleştirilir oluyor. Tek başına bu durum bile Cem Yılmaz'ın başarılı bir isim olduğunun en büyük göstergesi. Nihayetinde Cem Yılmaz hakkındaki tartışmalar  başarılı olup olmadığı  konusunda değil, onun  başarısını nereye taşıdığı noktasında şekilleniyor. Bende izlerken bu duygularla izledim filmi. Cem Yılmaz'ın sinemayla alakalı naçizane birikimden sonra geldiği nokta neresi ?


Biz bu filme neden güldük?
Cem Yılmaz filmlerinde Türk'ün o sabit kafasını alıp absürt bir mekanda maceraya sürüklüyor.Bu durum esprilere ya da absürtlükten doğabilecek garip  durumlara elverişli olduğu için bereketli topraklarda yüzüyor hep. Dolayısıyla bir sıfır önde başlıyor bana göre. Bu filminde de yine Türk'ün/ Osmanlı'nın, Amerika'nın yerlileri arasında  ne gibi garip durumlarla karşı karşıya kalabileceği fikrinden  yola çıkıyor. Zaaflarımızdan, komplekslerimizden, zekamızdan bol bol malzeme çıkarıyor Cem Yılmaz. Ve yine G.O.R.A ve A.R.O.G da yaptığı gibi sık sık Amerikan yapımı kült filmlere göndermelerde bulunuyor.  Bu göndermelerin belli bir sinema kültürüne sahip kişilerin anlayabileceği göndermeler olması, bu tarz esprilerin es geçilmesi, seyirci tarafından ıskalanması handigapını beraberinde getiriyor tabi. Özellikle western filmlerinin vazgeçilmez sahnesi rüzgarla sürüklenen çalı sahnesi olmazsa olmazdı sanırım. Görsel açıdan mükemmele yakın bir iş çıkarılmış amenna, fakat konu itibariyle ne kadar tatmin edici olduğu keni türünün örneklerini ne kadar geride bırakabildiği, unutulmazlar arasına girip giremeyeceği tartışılır. Fakat üstün performansıyla sinemada unutulmaz karakterler arasına girecek biri var ki o da Şerif  Llyoyd karakterini Kayseri şivesiyle canlandıran Zafer Algöz. Tartışmasız filmin performansı en üst seviyedeki isimlerinden biriydi.Ve tabi 2 dakikalık rolüyle işte gerçek ve komple bir oyuncu dedirten Uğur Polat...


Gelgelelim Yahşi Batı komedi tarzındaki tüm filmlerin ortak ideası olan iyi vakit geçirtme-güldürme-görevini  ne kadar yerine getirebiliyor konusuna. İyi zahmetli ve özenli bir iş çıkarmış oldukları aşikar. Tartışmasız Türk Sinemasında kendi türündeki en iyi örnek olma ideasını sürdürüyor "Cem Yılmaz Filmleri". Seyirci şımarıklığıyla bu film olmamış deme lüksümden en azından şimdilik feragat ediyorum ve Cem Yılmaz, Hokkabaz gibi arada ezber bozan işler yapsa hiç de fena olmaz demekten de alamıyorum kendimi.

7,5/10

Kaynak :  8sutun



Keşmekeş



7 yorum


- Kafamı Karıştırdın.

- İyidir. Denizler durulmaz dalgalanmadan...


Huzursuz Bacak / Mustafa Kutlu

üzülmedim diyemem



19 yorum

Bir sandalye çektim zor günlerin altına

ah ama...

ey aşk, yaptığını beğendin mi
yetimler gibiyim ziyafetten aç dönen
ters yakılan sigara, hemencecik söndürülen-
yoksulluk ile vakit geçer mi…

uyanmış kalmışım, nasıl bir şey bu
toprağa baktım, yerinde yoktu;
şiirden aşağıya attım kendimi
düşerken düşündüm, ölmesem mi.

anlatıyorum, hiç konuşmadan,
buğdayın içini dökmesi gibi…

bugün dalgınım, dün de dalgındım
aç bile değildim aynaya bakmasaydım
dünden kalmış yemekleri yerken ki gönülsüzlük
gibi burdayım…

burayı sevmiyorum, bahsetmişimdir.
unufak olmak iyidir olmamaktan
hiç böyle demedim, yarabbim bilir
bu bozuk güzellik, kalbimi yoran…

bir sandalye çektim zor günlerin altına
ah ama,

kimse yüz vermiyor bana, sandalye bile
beni çağırıyor, yarım kalan ne varsa
bana düşüyor, her yağmur tanesini
suya götürmek, o serin ırmaklara

öyle ya

bir almanı herkes tanır, miğferi varsa
moskofu da tanırlar, yatıp uyumamışsa
bunları şunun için anıyorum burada
kim tanır beni, şaşkınlığım olmasa

bağırıp duruyorum denizin ortasında,
su buradan ne kadar uzakta…
İbrahim Tenekeci

İade-i Teşekkür



0 yorum
Bloğumu Veda  şiiriyle şereflendiren, her şair gibi duygularımıza tercüman olan şair Suphi Ertan Zeyrek'e güzel yorumu için teşekkürü bir borç bilirim.

...

Veda Şiiri

 

Seyirografi



0 yorum
Avatar Methini çok duyunca -ya da reklamını demeliyim?-ister istemez merakımı celbeden bir filmdi oldu Avatar. Kimdir bu avatarlar ne yerler ne içerler gidip görmek lazım dedim. Ha birde "görsel efeklerde en son hangi aşamaya gelindi"yi  görme   açısında da iyi bir fırsat olabileceğini düşündüm. Nitekim bilgi açlığım nispeten giderilmiş oldu filmle. Görsel açıdan mükemmele yakın bir iş çıkarmışlar. Özellikle  3D ile izleyince zevkine daha bir başka varıyorsunuz. Buraya kadar her şey güzel..Ama aklıma takılan bir soru var. Bu kadar para emek ve zamanı harcanan bir filmin neden daha özgün ve derin bir senaryosu olmaz ? Bu açıdan James Cameron'da çoğu yönetmen gibi garantici davranmış. Değerli topraklar üzerinde yaşayan "ilkel" insanlar ve bir gurup her şeyi kendinde hak gören açgözlü insanların  savaşını anlatan hikayeler artık çok tanıdık.   Film konusuyla ne kadar bilinçli bilinmez ama Irak savaşına atıfta bulunmuş olup ister istemez bir özeleştiri yapmış oluyor. 

  9/10

Boy in the Stripped Pajamas / Çizgili Pijamalı Çocuk John Boyne' n aynı adlı romanından sinemaya uyarlanmış. Üst düzey bir nazi askeri olan babasının görevi nedeniyle sürekli taşınmak zorunda kalan bir çocuğun en az savaşın kendisi kadar dramatik hikayesini anlatıyor film.   Malum olduğu gibi  savaş ve çocuk saflığının birbirine tezat oluşturmasından mütevellit tabloyu izliyoruz. Savaşı bir çocuğun gözüyle anlatmak eski ve etkili bir yöntemdir.  Nitekim film de bu yöntemi son derece başarılı kullanmış. Filmde izleyenleri dramatik bir son bekliyor. İşin propaganda işi çoğu filmde olduğu gibi hat safhada tabi 

7/10

Neşeli Hayat Yılmaz Erdoğan seyircinin karşısında trajikomik hikayelerle çıktı hep çıkmaya da devam edecek anlaşılan. Son filminde de trajik bir hikayeyi ele almış adına da "Neşeli Hayat" deyip kendince bir ironi yapmış. Neşeli Hayat, kıt kanaat geçinen, düzenli bir işi olmayan, akrabalarıyla da başı belada olan Rıza'nın mütevazi hayata tutunma çabasını anlatıyor. Hikaye varoşların peri masalına dönüşüyor. Hani o umut aşılayan filmlerden...Yılmaz Erdoğan bu filmde diğer filmlerine göre daha bir karakter oyuncusu olarak karşımıza çıkıyor. Kendisinin şu ana kadar yaptığı en iyi iş olmasa da, ortaya eli yüzü düzgün, seyirlik bir film çıkarmış diyebiliriz. 

  7,5/10


7 Kocalı Hürmüz 2009



0 yorum


Tür : Romantik / Komedi / Tarihi

Gösterim Tarihi : 20 Kasım 2009
Yönetmen : Ezel Akay
Senaryo : Gürsel Korat Sağlamöz
Görüntü Yönetmeni : Haik Kirakosyan
Müzik : Ender AKAY , Sunay Özgür
Yapım : 2009, Türkiye


Oyuncular
Nurgül Yeşilçay , Gülse Birsel , Haluk Bilginer , Erkan Can , Memet Ali Alabora , Sarp Apak , Cengiz Küçükayvaz , Öner Erkan , Cem Karakaya , Ezel Akay , Müjdat Gezen , Erol Günaydın , Zihni Göktay , Halit Akçatepe , Betül Arım , Pınar Çağlar Gençtürk , Nihal Menzil , Görkem Ece Ercan , Dilek Yorulmaz , Selen Görgüzel , Selahattin Taşdöğen , Çetin Sarıkartal , Aral Seskir , Vokaliz , Shaman (danslar)



"Tanrım! tek başına koyma kullarını.

Yalnızlığa ancak sen dayanırsın"


Elin Tim Burton'ı varsa bizim de Ezel Akay'ımız var. Masal anlatma konusundaki yeteneğine karşı mütevazi davranmayıp kendisini Ezop diye tanımlıyor Ezel Akay iyi de ediyor. Fakat bu tanımlamayla da üzerine büyük bir yük almış oluyor. Bu sorumluğun da çok farkında olarak iyi işler çıkarmasını da biliyor. Onun sineması rengarenk görselliğin, abartılı karakterlerin, müziğin,eğlencenin, enerjinin,dinamizmin, cümbüşün oluşturduğu,türk sinemasında çok rastlanmamış benzersiz bir dile sahip bana göre. Yine bana göre ilk filmi Neredesin Firuze ile dram sever türk sineması tarihine türünün en güzel örneklerinden birini armağan etmiştir.

Ezel Akay bu filmiyle de yine benzer tatlar yaratma peşinde koşmuş fakat diğer filmlerinden farklı olarak "7 Kocalı Hürmüz" "müzikli oyun"unun dokusunu korumaya çalışmış. Bu sebeple nispeten daha tiyatral bir iş çıkmış ortaya. 7 Kocalı Hürmüz'ün 'ün hikayesini anlatmaya gerek yok.  Hani  şu haftanın her günü için ayrı kocası olan güzel ve "üçkağıtçı" hatun ve parmağında oynattığı erkekleri anlatan  meşhur hikaye.

Bir kere film, yönetmenin söylediğinin aksine bir erkek filmi değil, baştan aşağı bir kadın filmi. Buram buram kadın kokan bir film. Aşkın olmadığı, kadınlık sırlarının meydana döküldüğü  bir kadın filmi...

Tiyatral bir iş olunca filmde doğal olarak performanslarla öne çıkıyor. Yönetmen oyuncu seçiminde hayli isabetli davranmış. Başta Gürse birsel olmak üzere Erkan Can , Mehmet Ali Alabora , Sarp Apak , Cengiz Küçükayvaz , Öner Erkanbir ve tabiki ağır toplar, yaşlı kurtlardan oluşan diğer ekip de rollerinin hakkını fazlasıyla  vermiş. Nurgül Yeşilçay Hürmüz olmak için yeterli güzelliğe sahip  ama onu oynamak için yeterli yeteneğe sahip mi tartışılır. Rolüne çok hakim bulmadım kendisini açıkçası. Filmin lokomatifi kesinlikle rolüne cuk diye oturan ve müthiş bir performans sergileyen Gülse Birsel. "Yalan gerçek bir arada. Aşk desen palavra. Adem ve Havva'dan beri böyle gelmiş böyle gider bu dünya" demeye getiren film, Müge Zümrütbel'in çoğunu kendisi seslendirdiği müzikleriyle,  eğlencesi ve cümbüşü  ile hafızalara kazınacak cinsten bir film.

8,5/10

"Bugün Aslında Dündü"



0 yorum
İş çıkışı her akşam geçtiğim dil kursunun önünde, kurs adına bıkmadan usanmadan, bana ısrarla broşür uzatan çocuğu aynı ısrarla tekrar tekrar kibarca reddediyor olmak benim için gün içinde rutin olarak yaptığım işler arasında yerini aldı. Geçen gece aynı rutin sırasında, türkçe adıyla Bugün Aslında Dündü filmindeki  Bill  Murray'i gibi hissetmekten kendimi alamadım. Bunu düşünür düşünmez dehşete kapılmam, "aman Allahım yoksa ben de mi?" demem bir oldu. Sonrada çok sık yaptığım gibi kendi kendime güldüm.

Bilen bilir Bill Murry, Groundhog Day filminde  hava durumu sunucusu Phil Connors rolündedir. Film, Phil Connors'ın, yapımcısı Rita ve kameraman Larry'le birlikte, Pennsylvania’nın Punxsutawney kasabasında haber peşinde koştukları bir kaç gün içinde gelişen olayları anlatır. Phil her sabah kalktığında  aslında yine aynı  güne uyandığını fark eder. Phil her sabah aynı radyo programını dinler. Aynı merdivenlerde aynı adamla karşılaşır. Dönemeçte aynı dilenciye para vermez. Yolda yine dün görmüş oldu  eski okul arkadaşını görür ve aynı su birikintisinin içine basar falan. "Gün" içinden çıkılmaz bir hal aldığı için, olaylar da peşi sıra  içinden çıkılmaz bir hal alır. Sonrası tahmin edebileceğiniz gibi...

Filmde çok güldüğüm sahnelerden biri  benim ve filmin   demek istediğini özetliyor aslında;



-Bir keresinde Virgin adasına gittim. Bir kızla tanıştım. Istakoz yedik. Pina Colada içtik. Gün batımında deniz aslanları gibiydik. Çok güzel bir gündü. Neden o günü yeniden yaşayamıyorum. Yeniden..yeniden ve yeniden...


-Bazıları şu bardağa bakıp şöyle der; bu bardağın yarısı boş.Bazıları da şöyle der; yarısı dolu.Eminim sen bardağın yarısı boş diyenlerdensin. Değil mi?


-Bir yere sıkışıp kalsaydınız ve her gün aynı gün olsaydı ne yapardınız?


-Şey bu hayatımı iyi özetliyor.

Velhasıl hayatımı sırf bu rutinden kurtarmak için bana uzatılan o broşürü ilgilenmediğim halde almaya karar verdim. E bu sefer de bana uzatılmazsa eğer o broşür, o da kaderin cilvesi olmuş olur.

David Bowie ~ Space Oddity C.R.A.Z.Y Soundtrack



0 yorum
Ground Control to Major Tom
Ground Control to Major Tom
Take your protein pills and put your helmet on

Ground Control to Major Tom
Commencing countdown, engines on
Check ignition and may God's love be with you

This is Ground Control to Major Tom
You've really made the grade
And the papers want to know whose shirts you wear
Now it's time to leave the capsule if you dare

"This is Major Tom to Ground Control
I'm stepping through the door
And I'm floating in a most peculiar way
And the stars look very different today

For here
Am I sitting in a tin can
Far above the world
Planet Earth is blue
And there's nothing I can do

Though I'm past one hundred thousand miles
I'm feeling very still
And I think my spaceship knows which way to go
Tell my wife I love her very much she knows"


Ground Control to Major Tom
Your circuit's dead, there's something wrong
Can you hear me, Major Tom?
Can you hear me, Major Tom?
Can you hear me, Major Tom?
Can you....


"Here am I floating round my tin can
Far above the Moon
Planet Earth is blue
And there's nothing I can do."

Mary and Max (2009)



0 yorum

Yapım:2009 ~ Avustralya
Tür:Animasyon, Dram, Komedi
Yönetmen:Adam Elliot
Senaryo:Adam Elliot
Yapımcı:Melanie Coombs
Görüntü Yönetmeni:Gerald Thompson
Müzik:Dale Cornelius

"Ama arkadaşlar iyidir"

Benim gibi anime film  sever olmaya yolunda hızla ilerleyen  biri için izlenebilecek en iyi filmlerden biri oldu Mary and Max. Hayal gücünün sınırlarını zorlayan küçük Mary'nin Amerika'da bebeklerin kola şişesinden çıkıp çıkmadığının merakını celbetmesi sebebiyle başlayan bir mektup arkadaşlığının hikayesi . "Hayal gücünün sınırlarını zorlamak" sözü filmin geneli için de sarf edilebilir hiç şüphesiz. Hatta bu yönüyle filmden hafif bir Amelie tadını da almanız pek muhtemel.
Mary 8 yaşında Avustralyalı bir kız çocuğudur. Tek arkadaşı en sevdiği çizgi dizideki  Nobletler'dir. Birde bir yerlerden bulup buluşturduğu deniz kabuklarından, sakız paketlerinden, akşam yemeklerinden  kalan tavuk kemiklerinden yaptığı oyuncakları...En büyük hayali büyüyünce Earl Gray adında biriyle evlenmektir. Earl Gray babasının yıllarca çalışıp emekliye  ayrıldığı çay şirketinin de  adıdır aynı zamanda-alakayı siz kurun-. Filme dikkat çekici diğer bir karakter de hiç şüphesiz başta kendine has tarzıyla akıllara durgunluk veren annedir. Shery marka alkol şişesini elinden düşürmeyen, kriket maçı dinlemeye bayılan histerik, ilgisiz bir anne modeli. Zaten kopan düğmelerin yerine mandal takma fikri onun pratik  aklının ama aynı zamanda da baştan savma tavrının en önemli göstergesi. Her annenin, anne olma inisiyatifini kullanarak edindiği hakkını biraz suistimal etmiş gözükse de neticede bir anne ve anneler her zaman haklı. Yine de kızına  bebeklerin bira şişesinden çıktığını ve Shery marka içkiyi , her gün test etmek amacıyla içtiğini söyleyerek kandırmakla, ipin ucunu az da olsa kaçırmış olduğunu söylemek  mümkün.
Filmdeki bir diğer karakterse Mary'in mektup arkadaşı Max. Max obeziteyle boğuşan,  zaman zaman krizler geçiren, en keyif aldığı şeylerden biri olan ekmek arası çikolataya bayılan, bazen şizofrenik hallere bürünen, belediyeye aklına gelen her fikir ya da öneri için mektup yazan, -ki en aklıma yatanı; körlere ucu sivri bastonlar verilerek  sokakta yürürlerken bu sayede  de yerdeki çöplerin  toplanmasının sağlanması fikiriydi- Max de ne tesadüftür ki küçük Mary gibi yalnız birdir ve yine ne büyük tesadüftür ki onun da en sevdiği çizgi dizi Norbitler'dir. Norbitler'i görüntüsü olmayıp sesi olan bir televizyonla,  sesi olmayıp görüntüsü olan başka bir televizyon aracılığıyla izlemesi de filmde çok sık karşımıza çıkan hoş enstantenelerden biriydi.

Neticede bu iki kişin arasından yaşanan duygu dolu ve komik serüvenin sizde de oluşturacağı duygu buruk bir duygu olacaktır eminim. Zaaflarımız, korkularımız, düşler hayaller ve en önemlisi de arkadaşlık üzerine ders verme amacını da açıktan belli eden bir film Mary and Max.

8.5/10
newer post older post