Dogville (2003) Biri sana tokat attığında sen öteki yanağını çevirme çünkü...



4 yorum
Yapım:2003/Danimarka
Tür:Dram, Gerilim, Gizem, Macera,
Yönetmen:Lars von Trier,
Oyuncular: Nicole Kidman, Paul Bettany, John Hurt
"Bazı insanları eğitemezsiniz, onları kötülük etmemeye ikna edemezsiniz. Kötülüklerini suratlarına vurunca sadece inkar etmez, sizden daha da nefret ederler. Onları görmezden de gelemezsiniz. Cezalarini haketmişlerse haketmişlerdir. Merhamet her zaman en doğrusu değildir, en güzeli ve en ahlaklısı da degildir. Size kötülük edenleri mazur görmek, onlara anlayış göstermek, onların içindeki şeytanı ancak besler, büyütür. Affetmek belki de o insana yapabileceğiniz en büyük kötülüktür."
Filmleri izlemeden o film hakkında fikir edinmeyi sevmiyorum. Bu yüzden film seçimlerimi genelde yönetmeni baz alarak yapıyorum. Dogville filmlerine ihtiyatlı yaklaştığım bir Lars von Trier filmi. Yönetmenin şüphesiz ki kendine özgü çok ayrı bir dili var ve filmlerini izlerken neyle karşılaşabileceğini kestirmen kesinlikle imkansız. Dogville'i izlemeye başladığımda oyuncuları tebeşirlerle kroki şeklinde çizilmiş bir tiyatro sahnesi üzerine görünce ister istemez yönetmenin daha önce örneğini görmediğim bu tekniği neden tercih ettiğini düşündüm. Şüphesiz filmin ilerleyen dakikalarında seçilen bu yöntemin konuyu yani filmin derdini destekleyecek nitelikte olması gerekirdi. Lars Von Trier duvarları olmayan bir dünyanın gerçekliğini -ki bu her insan ruhundaki onun görünmez kılan duvarlar da dahil- tabiri caizse tüm çıplaklığıyla gözümüze sokmak istedi.
''Başkalarını affetmek için bulduğun bahaneleri kendin için asla kullanmazsın."
Film üçüncü anlatıcının "Bu Dogville kasabasının hazin öyküdür" diye başlıyor. Amerika'da bir dağ kasabasında sıradan hayatlarını sürdürmeye çalışan gayet kendi halinde ve ahlaklı insanlar, aralarına esrarengiz bir biçimde katılan ve gangsterlerden kaçtığını söyleyen güzel bir kadın, sonrasında Dogville kasabasında yaşanan kademeli değişim. Usta romancı Paulo Coellho'nun çok satan romanlarından biri olan Şeytan Ve Genç Kadın'ı okuyanlar benim gibi bu filmle kitabı özdeşleştirecek. Şeytan Ve Genç Kadın romanında nüfusunun çoğunu yaşlıların oluşturduğu kendi halindeki insanların yaşadığı kasabaya gelen esrarengiz adamın köy halkına oynadığı bir oyunla, ahlaki olanın, iyinin kötünün nasıl insanların çıkarına göre el değiştirebileceğini yüzümüze çarpan güzel bir romandı. Dogville'de de yönetmenin derdi benzer ama bu kadarla da sınırlı değil. Kasaba sakinleri ilk başta güzel ve gizemli Grace'i aralarına dahil etmek konusunda çekinseler de bir şekilde buna ikna olurlar ama kasaba halkı için bu yeterli olmaz çünkü her iyiliğin bir karşılığı vardır ve Grace için yeterince lütufta bulunduklarını düşünen kasaba halkı çok az para karşılığında ona gündelik ev, bahçe işlerini yaptırırlar. Grace 'in bir sığınma gibi yaşadığı bu kasabaya gösterdiği tahammül ve teslimiyet üst seviyedir. Tüm bu eziyetlere bir melek sabrıyla ve anlayışıyla tahammül edecek kadar kimden ve neden kaçtığı sorusu kafamızdan gitmiyor film boyunca. Grace'nin bu yumuşakbaşlı ve hoşgörülü tavrı kasaba halkının ilkel duygularını daha da ortaya çıkararır. 

Finalde izleyiciyi şaşırtıcı bir son bekliyor Grace'in babasıyla yaptığı konuşma her şeyi açık ediyor; Grace babasını kibri için suçlarken babasının: "Asıl kibirli olan sensin. Bu sözleri söylerken sözde alçak gönüllülük ediyorsun. Hiç kimsenin senin yüksek ahlaki değerlerine erişemeyeceğinden o kadar eminsin ki herkesi bağışlıyorsun" sözleri Grace'i film boyunca aslında nasıl okumamız gerektiğini vurguluyor. Bu filmim bir Amerika eleştirisi olduğuna katılmıyorum çünkü vurgulanmak istenen mesele ta Adem Havva'dan bu yana gelen insanlık zafiyetleri. Dolayısıyla daha genel bir eleştiriye sahip. Hristiyanlıkta kabul gören "biri sana tokat attığında diğer yanağını da çevir" eleştirisi muhakkak filmin temelini oluşturuyor bana göre. Ama bu film her şeyden önce kimseyi haklı çıkarmıyor. Ahlak üzerine erdem üzerine bir Nihilist bakış belki de o mevzular çok derin, görüp ama tam olarak anlatamadıklarından. Neticede çok çarpıcı çok ters köse yapan bir film görülmeden ölünmemesi gerekenlerden.


8,5/10

4 yorum:

vobara at: 20 Mayıs 2012 17:11 dedi ki...

Biliyorum klişe olacak ama gerçekten öyle. Bazen affedeceğin kişinin yerine o kadar güzel savunma yaparsın ki kendine. Onun yerine onu kendine karşı savunur. Kendini affettirmeye zorlarsın.

Rüzgar at: 21 Mayıs 2012 09:45 dedi ki...

Evet insan en kolay kendini kandırabiliyor çünkü

Adsız at: 18 Aralık 2015 15:14 dedi ki...

Biri toka attığında öbür yanağını çevir' yanlış olmaz insanlar onu kötüye kullandı diye.

Amerika eleştirisi demez de Hıristiyanlık eleştrisi dersek, halkı temele koymuş oluruz. Halbuki halk, her zaman halktır. Esas fikri göremeyiz.

PİKLET at: 24 Ocak 2016 02:49 dedi ki...

Sanırım bu id,ego,süperego döngüsü,insan karşısındakinde kendinden üst bir benlikle karşılaşınca bocalıyor ve kendini geliştirmek yerine en ilkel haline dönmeye ve id benliğini kullanmaya başlıyor.üst düzey olgunluğa ulaşmış insanların dingin ve anlayışlı halleri de bunun tersi olsa gerek diye düşünüyorum...

newer post older post