Kavaklar



2 yorum

Beni hoyrat bir makasla eski bir fotoğraftan oydular.
Orda kaldı yanağımın yarısı,kendini boşlukla tamamlar.


Metin Altıok
Görsel  Gustav Klimt

.C.



2 yorum

"Yüzüne baktıkça ona sarılmaktan çekiniyordu. İçini böyle çırılçıplak açan birinin, artık bunları gören insanı sevemeyeceğini sanıyordu. "Beni bırakırsa, bunları anlattığı için bırakacak" diye düşündü."


Yusuf Atılgan/Aylak Adam



Kaybedenler Kulübü ~ My Woman & Bağrı Yanık Dostlara



0 yorum

Touch my heart and veil my soul
Feel the woman hiding beyond
oohh... woman my woman
Never forever
Be my womannn my woman
Heal my heart heal my soul
Kiss my wounds
Till i hurt no mor


Gülce Duru&Can Gox~My Woman



Asu Maralman ~ Bağrı Yanık Dostlara...


Never Let Me Go



5 yorum
Tür : Gerilim / Dram
Gösterim Tarihi : 29 Nisan 2011
Yönetmen : Mark Romanek
Senaryo : Alex Garland , Kazuo Ishiguro (Kitap)
Yapım : 2010, ABD / İngiltere
İmdb Puanı: 7.3
Oyuncular
Andrew Garfield (Tommy) , Keira Knightley (Ruth) , Carey Mulligan (Kathy) , Domhnall Gleeson (Rodney) , Charlotte Rampling (Miss Emily)

"Hepimiz misyonumuzu tamamlıyoruz.Belki de hiçbirimiz yaşadıklarımızı tam olarak anlamıyor ve yeterli zamanımız kalıp kalmadığını hissedemiyoruz."

Kazuo Ishiguro'nın aynı adlı enteresan romanından uyarlanan Never Let Me Go yatılı okuldaki üç arkadaşın hayatlarındaki trajediyle yaşamak zorunda olmalarını konu alıyor. Filmin merkezindeki kahramanların çalınan yaşamlarına nasıl razı gelmek zorunda kaldıklarını, biraz hayretle biraz da tahammülsüzlükle izliyoruz. Ruth, Tommy ve Kathy hayattan sterilize yaşamlarını sürdürdükleri yatılı okulda misyonlarını yerine yetirmek için bulunmaktadırlar çünkü onlar ihtiyaç sahiplerine organ naklinde bulunmak için klonlanmış "yedek organ" taşıyıcılarıdır. Yani yaşamları sadece başkalarına yardım edip erken yaşta misyonlarını tamamlayıp tüm dünya nimetlerinden başta aşktan feragat edip görev bilinciyle eğer şanslılarsa 3.organ nakline kadar hayatta kalmaktan ibarettir.


Konu bu haliyle bile tek başına dramatikken kahramanlar arasındaki aşk üçgeni, çaresizlik ve razı gelme arasında gidip gelen bir dramaya dönüşüyor. Tabiri caizse bu filmde dramın dibine vuruyoruz. Fakat film bu anlamda ölçüyü hiç de kaçırmıyor. Belki de tek sorun Ruth, Tommy ve Kathy'nin hayatlarındaki bu gerçeğe razı oluşuna bizim aynı ölçüde razı olamayışımız. Bu teslimiyet yer yer sinirlerimizi bozuyor. Kahramanlarla bu anlamda empati kurmanın imkansızlığından mıdır bilmem ama "Hayır! bir çıkış yolu olmalı." demeden edemiyoruz.

An Education'daki Jenny rolüyle de performansını çok beğendiğim Carey Mulligan'ın performansı yine göz dolduruyordu. Social Network'le yıldızı daha da parlayıp yeni Spider Man olan Andrew Garfield'i bu filmde çok beğendim ve farkettim ki yüzü dramaya çok yakışıyor.

Neticede, enteresan bir film izlemek isteyenlere, dramın "dibine de vurmakta" bir sakınca görmüyorsanız şayet şiddetle tavsiye olunur.

8.0/10

SURNAME 2010



0 yorum

Yiğit Sertdemir - Candan Seda Balaban
Yönetmen : Yiğit Sertdemir
Dekor : Candan Seda Balaban
Kostüm : Candan Seda Balaban
Işık : Mahmut Özdemir
Yönetmen Yardımcısı : Eraslan Sağlam - Semah Tuğsel - Özgür Dağ
Koreografi : Özgür Tanık

İyi bir tiyatro izleyicisi olmayabilirim ama zevkli bir izleyiciyim. Her iyi oyun izlediğimde tiyatroya daha çok gelmeliyim dediğim halde uzun aralar veriyorum maalesef. Hayran kaldığım son oyun afişini gördüğünüz Surname 2010. Surname Divan Edebiyatında nasır ve nesir türünde yazılan şenlik, düğün, dernek gibi eğlencelerin tasvir edildiği bir yazın türü. Oyun görsel bir şölen gibiydi. Kuklalar,çalgılar, türküler, gölge oyunları kısacası sahne sanatlarının tüm nimetlerinden faydalanılmış bu oyunda. Masraftan da kaçınılmamış, muhteşem bir kostüm tasarımı yapılmış. Belli ki çok çalışılmış. Bize seyrine doyum olmaz bir oyun seyrettirdikleri için önce yönetmen Yiğit Serdar'ı sonra tüm ekibini kutluyorum. Bu arada oyun hala sahnede, aşağıdaki linkten programı öğrenebilirsiniz.

SURNAME 2010 PROGRAMI

Çocuk



2 yorum

Öyle bir ağlasam,
öyle bir ağlasam ki çocuklar
Size hiç gözyaşı kalmasa.
Öyle bir aç kalsam,
öyle bir aç kalsam ki çocuklar
size hiç açlık kalmasa.
Öyle bir ölsem,
öyle bir ölsem ki çocuklar
size hiç ölüm kalmasa.”

Aziz Nesin

Buzdan Hayaller



4 yorum
"-Süper güçlerin var mı?
-Yok ama orada olmadığı halde bir palmiye ağacı görmeni sağlayabilirim. Hatta, dikkatlice bakarsan palmiye yapraklarının rüzgarda titrediğini göreceksin. O şeyin içinde bir palmiye ağacı var. Çok soğuk bir ülkede yaşadığını unutuyorsun. Tatlı tatlı üşüyorsun. En az süper gücün olması kadar fantastik."


Noi Albinoi

Milena'ya Mektuplar # 2



0 yorum
"Bir odadayız Milena. Birbirine bakan iki kapının ardındayız ama ayrı ayrı. Biri açacak olsa diğeri hemen ürküp kapıyor kapıyı. Halbuki bu iki kişi ürkeklik olarak bu kadar benzemeseler, biri diğerine hiç aldırış etmese açsa kapıyı çıksa dışarı odayı düzenlese. Ama hayır o da en az diğeri kadar ürküyor ve saklanıyor kapısının ardına ve o güzelim oda bomboş kalıyor ortada.
Ve bu yüzden hep ikimizi üzen yanlış anlamalar oluyor. Aslında senin anlamadığını söylediğin o mektuplar sana en yakın olduğum zamanlar yazmış olduklarım oluyor."

Franz Kafka - Milena'ya Mektuplar

Blue Valentine (2010)



5 yorum

Yönetmen:Derek Cianfrance
Ülke: Amerika
Tür: Dram | Romantik
Süre:112 dakika
Senaryo:Derek Cianfrance | Cami Delavigne | Joey Curtis
Görüntü Yönetmeni:Andrij Parekh
Imdb Puanı:7.9

Hikaye hep aynıdır. Birbirine deliler gibi aşık iki genç evlenir ve ömürlerinin sonuna kadar mutlu mesut yaşar. Çünkü aşk her türlü şeyin üstesinden gelir. Peki ya bir taraf daha az seviyorsa? İşte bu sorunun cevabını bulabileceğimiz bir film Blue Valentine.

Filmin afişine aldanmayın sakın. Afiş bu filmin tutkulu bir aşk hikayesi olduğunu bağırıyor gibi fakat  mevzu o   değil. Hatta bu yüzden benim gibi filmin başında bu çifti evli, çocuklu sıradan bir aile olarak görmek sizi ters köşe yapabilir. Blue Valentine bir romantik gençlik filmi değil, çok daha ötesi. Çocuk için evlenmeyi öncelikleri arasına alan bir çiftin aşktan daha öte sorunlarla yüzleşmek zorunda kalması mevzu bahis olan. Kadın erkek ilişkileri üzerine başarılı tespitler yapan bir ebeveyn filmi aslında.
"Öylece yok olup gideceklerini bildiğin hâlde, duygularına nasıl güvenebilirsin?"
Şu ana kadar belgesel filmler çeken yönetmen Derek Cianfrance‘nin bu tarzda çektiği ilk film olmasına rağmen oldukça usta işi bir yapım Blue Valentine. Dean ufak tefek işlerle para kazanmaya çalışan yetenekli, rahat bir tiptir.Cindy ise tıp fakültesinde okuyan idealist bir öğrenci. Bu iki birbirinden farklı insan bir şekilde tanışır. Cindy tıp fakültesinden hocası  Bobby ile olan ilişkisinden henüz yeni çıkmıştır.Bu yüzden biraz üzgün ve kafası karışıktır.Dean bu süreçte Cindy için hem kendini, hem de dağılan hayatını toparlaması için bir kurtarıcı görevini görür. Bu ikili evlenir ve bir süre sonra Cindy evliliğini ve Dean'e olan sevgisini, geride bıraktığı hayallerini, yaşamının gidişatını, arzularını, isteklerini sorgulamaya başlar. Film sondan başa doğru seyreden bir kurguya sahip. Ryan Gosling  ve  Michelle Williams'ın uyumlarıysa muhteşem.Gerçekçi diyaloglar hikayenin içine alıyor sizi. Abartıdan uzak, samimi ve ölçülü, naif bir film.Ve çok beğendiğim bir replik.
Dean : Bilmiyorum. Bence erkekler , kadınlardan çok daha romantik. Biz evlendiğimizde, sadece tek bir kadına bağlı oluyoruz. Kayıtsız şartsız.Biriyle tanışıyoruz, “Eğer onunla evlenmezsem, aptalın tekiyim, o harika biri” diyoruz.Ama kadınlar, ihtimaller arasından en iyisini seçiyorlar. Evlenirlerken daima, acaba iyi işi var mı diye bakıyorlar.Hayatları boyunca durmadan beyaz atlı prenslerini arıyorlar.
Nootbook filmiyle bazı benzer özelikler gösterdiğini düşünenler nispeten haklı.Nootbook filminde hayranlarını kendine çeken samimi bir hava vardı.Dramatikti ama duygu sömürüsü yoktu. Bir filmin başarısında şüphesiz gerçekçi yaklaşımın önemi çok büyük, hele ki konu ilişkilerse daha da.İşte Blue Valentine'nin başarısını oluşturan temelde de bu gerçek yatıyor.Ülkemizde Nisan'da vizyona giriyor film.İlgililere  duyurulur.

10/ 8,5

newer post older post