Beni hoyrat bir makasla eski bir fotoğraftan oydular.
Orda kaldı yanağımın yarısı,kendini boşlukla tamamlar.Metin Altıok
Görsel Gustav Klimt
"Öylece yok olup gideceklerini bildiğin hâlde, duygularına nasıl güvenebilirsin?"Şu ana kadar belgesel filmler çeken yönetmen Derek Cianfrance‘nin bu tarzda çektiği ilk film olmasına rağmen oldukça usta işi bir yapım Blue Valentine. Dean ufak tefek işlerle para kazanmaya çalışan yetenekli, rahat bir tiptir.Cindy ise tıp fakültesinde okuyan idealist bir öğrenci. Bu iki birbirinden farklı insan bir şekilde tanışır. Cindy tıp fakültesinden hocası Bobby ile olan ilişkisinden henüz yeni çıkmıştır.Bu yüzden biraz üzgün ve kafası karışıktır.Dean bu süreçte Cindy için hem kendini, hem de dağılan hayatını toparlaması için bir kurtarıcı görevini görür. Bu ikili evlenir ve bir süre sonra Cindy evliliğini ve Dean'e olan sevgisini, geride bıraktığı hayallerini, yaşamının gidişatını, arzularını, isteklerini sorgulamaya başlar. Film sondan başa doğru seyreden bir kurguya sahip. Ryan Gosling ve Michelle Williams'ın uyumlarıysa muhteşem.Gerçekçi diyaloglar hikayenin içine alıyor sizi. Abartıdan uzak, samimi ve ölçülü, naif bir film.Ve çok beğendiğim bir replik.
Dean : Bilmiyorum. Bence erkekler , kadınlardan çok daha romantik. Biz evlendiğimizde, sadece tek bir kadına bağlı oluyoruz. Kayıtsız şartsız.Biriyle tanışıyoruz, “Eğer onunla evlenmezsem, aptalın tekiyim, o harika biri” diyoruz.Ama kadınlar, ihtimaller arasından en iyisini seçiyorlar. Evlenirlerken daima, acaba iyi işi var mı diye bakıyorlar.Hayatları boyunca durmadan beyaz atlı prenslerini arıyorlar.Nootbook filmiyle bazı benzer özelikler gösterdiğini düşünenler nispeten haklı.Nootbook filminde hayranlarını kendine çeken samimi bir hava vardı.Dramatikti ama duygu sömürüsü yoktu. Bir filmin başarısında şüphesiz gerçekçi yaklaşımın önemi çok büyük, hele ki konu ilişkilerse daha da.İşte Blue Valentine'nin başarısını oluşturan temelde de bu gerçek yatıyor.Ülkemizde Nisan'da vizyona giriyor film.İlgililere duyurulur.