SURNAME 2010



0 yorum

Yiğit Sertdemir - Candan Seda Balaban
Yönetmen : Yiğit Sertdemir
Dekor : Candan Seda Balaban
Kostüm : Candan Seda Balaban
Işık : Mahmut Özdemir
Yönetmen Yardımcısı : Eraslan Sağlam - Semah Tuğsel - Özgür Dağ
Koreografi : Özgür Tanık

İyi bir tiyatro izleyicisi olmayabilirim ama zevkli bir izleyiciyim. Her iyi oyun izlediğimde tiyatroya daha çok gelmeliyim dediğim halde uzun aralar veriyorum maalesef. Hayran kaldığım son oyun afişini gördüğünüz Surname 2010. Surname Divan Edebiyatında nasır ve nesir türünde yazılan şenlik, düğün, dernek gibi eğlencelerin tasvir edildiği bir yazın türü. Oyun görsel bir şölen gibiydi. Kuklalar,çalgılar, türküler, gölge oyunları kısacası sahne sanatlarının tüm nimetlerinden faydalanılmış bu oyunda. Masraftan da kaçınılmamış, muhteşem bir kostüm tasarımı yapılmış. Belli ki çok çalışılmış. Bize seyrine doyum olmaz bir oyun seyrettirdikleri için önce yönetmen Yiğit Serdar'ı sonra tüm ekibini kutluyorum. Bu arada oyun hala sahnede, aşağıdaki linkten programı öğrenebilirsiniz.

SURNAME 2010 PROGRAMI

Çocuk



2 yorum

Öyle bir ağlasam,
öyle bir ağlasam ki çocuklar
Size hiç gözyaşı kalmasa.
Öyle bir aç kalsam,
öyle bir aç kalsam ki çocuklar
size hiç açlık kalmasa.
Öyle bir ölsem,
öyle bir ölsem ki çocuklar
size hiç ölüm kalmasa.”

Aziz Nesin

Buzdan Hayaller



4 yorum
"-Süper güçlerin var mı?
-Yok ama orada olmadığı halde bir palmiye ağacı görmeni sağlayabilirim. Hatta, dikkatlice bakarsan palmiye yapraklarının rüzgarda titrediğini göreceksin. O şeyin içinde bir palmiye ağacı var. Çok soğuk bir ülkede yaşadığını unutuyorsun. Tatlı tatlı üşüyorsun. En az süper gücün olması kadar fantastik."


Noi Albinoi

Milena'ya Mektuplar # 2



0 yorum
"Bir odadayız Milena. Birbirine bakan iki kapının ardındayız ama ayrı ayrı. Biri açacak olsa diğeri hemen ürküp kapıyor kapıyı. Halbuki bu iki kişi ürkeklik olarak bu kadar benzemeseler, biri diğerine hiç aldırış etmese açsa kapıyı çıksa dışarı odayı düzenlese. Ama hayır o da en az diğeri kadar ürküyor ve saklanıyor kapısının ardına ve o güzelim oda bomboş kalıyor ortada.
Ve bu yüzden hep ikimizi üzen yanlış anlamalar oluyor. Aslında senin anlamadığını söylediğin o mektuplar sana en yakın olduğum zamanlar yazmış olduklarım oluyor."

Franz Kafka - Milena'ya Mektuplar

Blue Valentine (2010)



5 yorum

Yönetmen:Derek Cianfrance
Ülke: Amerika
Tür: Dram | Romantik
Süre:112 dakika
Senaryo:Derek Cianfrance | Cami Delavigne | Joey Curtis
Görüntü Yönetmeni:Andrij Parekh
Imdb Puanı:7.9

Hikaye hep aynıdır. Birbirine deliler gibi aşık iki genç evlenir ve ömürlerinin sonuna kadar mutlu mesut yaşar. Çünkü aşk her türlü şeyin üstesinden gelir. Peki ya bir taraf daha az seviyorsa? İşte bu sorunun cevabını bulabileceğimiz bir film Blue Valentine.

Filmin afişine aldanmayın sakın. Afiş bu filmin tutkulu bir aşk hikayesi olduğunu bağırıyor gibi fakat  mevzu o   değil. Hatta bu yüzden benim gibi filmin başında bu çifti evli, çocuklu sıradan bir aile olarak görmek sizi ters köşe yapabilir. Blue Valentine bir romantik gençlik filmi değil, çok daha ötesi. Çocuk için evlenmeyi öncelikleri arasına alan bir çiftin aşktan daha öte sorunlarla yüzleşmek zorunda kalması mevzu bahis olan. Kadın erkek ilişkileri üzerine başarılı tespitler yapan bir ebeveyn filmi aslında.
"Öylece yok olup gideceklerini bildiğin hâlde, duygularına nasıl güvenebilirsin?"
Şu ana kadar belgesel filmler çeken yönetmen Derek Cianfrance‘nin bu tarzda çektiği ilk film olmasına rağmen oldukça usta işi bir yapım Blue Valentine. Dean ufak tefek işlerle para kazanmaya çalışan yetenekli, rahat bir tiptir.Cindy ise tıp fakültesinde okuyan idealist bir öğrenci. Bu iki birbirinden farklı insan bir şekilde tanışır. Cindy tıp fakültesinden hocası  Bobby ile olan ilişkisinden henüz yeni çıkmıştır.Bu yüzden biraz üzgün ve kafası karışıktır.Dean bu süreçte Cindy için hem kendini, hem de dağılan hayatını toparlaması için bir kurtarıcı görevini görür. Bu ikili evlenir ve bir süre sonra Cindy evliliğini ve Dean'e olan sevgisini, geride bıraktığı hayallerini, yaşamının gidişatını, arzularını, isteklerini sorgulamaya başlar. Film sondan başa doğru seyreden bir kurguya sahip. Ryan Gosling  ve  Michelle Williams'ın uyumlarıysa muhteşem.Gerçekçi diyaloglar hikayenin içine alıyor sizi. Abartıdan uzak, samimi ve ölçülü, naif bir film.Ve çok beğendiğim bir replik.
Dean : Bilmiyorum. Bence erkekler , kadınlardan çok daha romantik. Biz evlendiğimizde, sadece tek bir kadına bağlı oluyoruz. Kayıtsız şartsız.Biriyle tanışıyoruz, “Eğer onunla evlenmezsem, aptalın tekiyim, o harika biri” diyoruz.Ama kadınlar, ihtimaller arasından en iyisini seçiyorlar. Evlenirlerken daima, acaba iyi işi var mı diye bakıyorlar.Hayatları boyunca durmadan beyaz atlı prenslerini arıyorlar.
Nootbook filmiyle bazı benzer özelikler gösterdiğini düşünenler nispeten haklı.Nootbook filminde hayranlarını kendine çeken samimi bir hava vardı.Dramatikti ama duygu sömürüsü yoktu. Bir filmin başarısında şüphesiz gerçekçi yaklaşımın önemi çok büyük, hele ki konu ilişkilerse daha da.İşte Blue Valentine'nin başarısını oluşturan temelde de bu gerçek yatıyor.Ülkemizde Nisan'da vizyona giriyor film.İlgililere  duyurulur.

10/ 8,5

My Blueberry Nights



3 yorum

"Onsuz yaşamayı düşünemediğin birisine, nasıl veda edebilirsin? Hoşçakal demedim. 
Hiçbir şey demedim.Sadece yürüyüp gittim. O gecenin sonunda, karşıdan karşıya geçmek için en uzun yolu seçtim."

Kabul...



2 yorum

"Yüzünden zamanları aşan bir sevimlilik okunuyor. Onaracak kişi o olduktan sonra; kalbinizin kırılıp parçalanmasının zerrece önemi yok."

Ernest Hemingway'in Marlene Dietrıch'e yazdığı bir mektuptan

Bir film, bir sahne; Şeylerin Boktanlığı 2009



4 yorum


"Arabaların tersine, trenler dünyanın arka tarafında ilerler.
İstasyona yakın kenar mahalle evleri diğerlerinden biraz daha iyi haldedir.
Ama raylarda yol alırken yalnızca kötü halde olanları görebilirsiniz.
Hiçbir araba yolculuğu, bir memleket hakkında tren yolculuğu kadar fikir veremez."


Black Swan 2010 ~ Mükemmelliğe giden yolda sarsılan benlik



3 yorum

Tür : Gerilim / Dram
Gösterim Tarihi : 25 Şubat 2011
Yönetmen : Darren Aronofsky
Senaryo : Mark Heyman , Andres Heinz
Yapım : 2010, ABD , 108 dk.
imdb puanı: 8.6
Oyuncular
Natalie Portman (Nina) , Mila Kunis (Lilly) , Winona Ryder (Beth) , Sebastian Stan , Vincent Cassel (Korolyevna) , Janet Montgomery (Madeline) , Barbara Hershey

Darren Aronofsky beni başta Requiem For A Dream olmak üzere tüm filmleriyle büyüleyen bir yönetmen.Son şaheseri Black Swan'le büyülenmeye hazırlamıştım kendimi için gerçeği. Neticede ya büyük bir hayal kırıklığı yaşayacaktım, ya da çok büyük bir keyif alacaktım.İkincisi oldu. Farklı okumalara açık her sahnesinden hatta her zerresinden keyif aldım bu filmin.Psikolojik gerilim  Reguiem For a Dream'den beri hiç bu kadar iyi olmamıştı desem, arada henüz izleme fırsatı bulamamış olduğum bu türdeki filmlere haksızlık etmiş olmam sanırım.


Black Swan Nina'nın sevimli  odasında gördüğü rüyayla başlıyor. Rüyasında beyaz bir kuğu olan Nina, tek başına dans ederken yanına gelen ölümcül kötü siyah kuğu tarafından kuşatılır. Nina siyah kuğunun  kanatları arasından kurtulmaya çalışır ve en nihayetinde özgürlüğüne kavuşur.

Nina (Natalie Portman) New York'da yaşayan dans etmeyi hayatının merkezine koymuş ve bunu neredeyse takıntı haline dönüştürmüş genç bir balerindir. Dans kariyerine hamileliği dolayısıyla son vermiş annesiyle birlikte bir dairede yaşıyordur. Nina görünüşte beyaz bir kuğunun çağrıştırabileceği tüm güzellik vasıflarına-kusursuzluk dahil- uygun bir balerindir fakat bu özellikleri yeni sezon için sahnelenecek olan ve yeniden yorumlanan Kuğu Gölü Balesi için birer dezavantajdır. Çünkü Nina'nın neredeyse kendisi için biçilmiş kaftan olan beyaz kuğu ile birlikte karakterinden çok çok farklı olan Siyah Kuğu'yu da canladırması gerekir. Üstelik proje sorumlusu, öğrencilerin büyük hayranlık ve saygı duyduğu karizmatik kişilik Thomas'ı memnun etmek hiç de kolay değildir.

Thomas Nina'ya      "Beyaz Kuğu için mükemmelsin ama asıl mesele şeytani ikizine dönüşmekle başlıyor" derken Nina için bu mesele çok daha önce başlayıp hızla devam eden bir süreci işaret eder aslında. Nina o çok istediği baş balerinliği kapmıştır kapmasına ama asıl mesela görevini kusursuzca icra etmek istemesinden sonra başlar. Nina bu süreçte siyah bir kuğu gibi hissetmek için çabalar.Ona göre bir sorun daha vardır  o da, tam da siyah kuğu olabilecek nitelikte, kendisiyle tamamen zıt karaktere sahip, üstelik Thomas'ın yeni gözdesi yeni balerin Lily'nin varlığı...

 Başta öyle zannetsek de, Nina'nın kusursuzluk hayali bir genç kızın peşinden koştuğu türden zararsız bir durum değil.  Rekabetin, şanın şöhretin doruklarda yaşandığı ortamda bir baskıyı üzerinde hisseden her insan gibi bunun üstesinden gelmeye çalışsa da başaramaz. Her zaman baş balerin olarak  yerine geçmek istediği Beth'in yerine sahip olduktan sonra kendisinin de hiç beklemediği çözülmeler yaşar.

Aronofsky seyirciyi rahatsız edebilme yeteneğini bu filmde de konuşturuyor.Karakterin tedirginliğini sık sık kesik kesik alınan, neredeyse filmin fonunu oluşturan nefes sesleriyle daha da vurguluyor. Bale'nin tüm zerafetine karşı naif olmayan rahatsız edici karanlık bir ortam yaratmış Aronofsky. Arada sınırları zorluyor. Sinirlerimizi bozuyor ve de afallatıyor. Ve bana göre kusursuzluk peşinde belli ki kendi koşuyor ve buna ulaşıyor bu filmle.

Nina şeytani ikizine dönüşmeye başarabilecek midir? Ya da Siyah Kuğu tarafından esir mi alınacaktır? Alınacaksa da özgürlüğüne kavuşabilecek midir?  Bu soruların cevabı için 25 Şubat'ı bekleyin derim

10/9

Enteresan bir yeniden yorum çalışması



2 yorum
Swoboda adında biri Devinantart'da ilginç ve bir o kadar da güzel çalışmalar  paylaşıyor. Afişler üzerine de bir grup çalışma yapmış. Devamı da gelecek gibi. Hayran kaldım diyebilirim. Bir çok film afişini swoboda yorumuyla görme istediği uyandırıyor bu afişler.

newer post older post