2.0.4.6



2 yorum

...
"Aşk bir zamanlamanın tamamıdır. Er ya da geç doğru insanla karşılaşmak değildir."

The Station Agent ~ Hayatın İçinden (2003) / Dostluk istasyonuna yolcu kalmasın !



0 yorum

Tür : Dram / Komedi
Gösterim Tarihi : 23 Temmuz 2004
Yönetmen : Thomas McCarthy
Senaryo : Thomas McCarthy
Görüntü Yönetmeni : Oliver Bokelberg
Müzik : Stephen Trask
Yapım : 2003, ABD , 88 dk.
Oyuncular
Peter Dinklage (Finbar McBride) , Paul Benjamin (Henry Styles) , Bobby Cannavale (Joe Oramas) , Raven Goodwin (Cleo) , Patricia Clarkson (Olivia Harris) , Michelle Williams (Emily)
İçimden şehirler değil, trenler geçer...

The Station Agent , yalnızlığını bile paylaşmak istemeyen, az konuşan, fiziki görünümü yüzünden kendini biraz da kimseye fırsat vermeden kendi kendine  hayattan ve dolayısıyla insanlardan soyutlayan bir adamı ve hayatına plansız giren iki insanla beraber gelişen arkadaşlıklarını konu alan, dostluk ve arkadaşlık gibi özel ve güzel  bir konuya değinen, sıcak ve duygusal bir film.
Finbar yani Fin,  kendisine bir miras yoluyla kalan tren istasyonun köhne bir deposunda yaşamaya başlar. Bu Fin'in kendini dış dünyaya kapatabilmesine, insanlardan biraz olsun uzaklaşabilmesine yardımcı olabilecek bir girişimdir. Ama durum hiç de onun tahmin ettiği ya da gelişmesine istediği gibi olmayacaktır. Çünkü evinin tam karşısında Joe isminde, konuşmayı seven,- bazen etrafındakileri bezdirecek kadar- arkadaş canlısı,babasının hastalığı nedeniyle mesleğine ara vererek, babasının işi olan karavan-büfe tarzında bir otomobilde kahve satışı yapan ve aynı zamanda babasının hastalığıyla ve onun çeşitli kaprisleriyle uğraşmak zorunda kalan biri, her sabah erkenden dükkan açacaktır. Joe için iş yerinin etrafında konuşacak birilerinin olması son derece sevindiriciyken Fin için sinir bozucu bulunacaktır. Fakat Joe'nun , sıcak tavrı ve onu dış görünüşü yüzünden herkesten farklı olarak gözleriyle küçümsemeyen hatta görünüşüne aldırış bile etmeyen davranışı nedeniyle Fin'le kaynaşması çok zor olmayacaktır.




Çok geçmeden Joe, Fin'in adeta bir ritüel haline getirdiği, ismine de "dosdoğru yürüyüş" dediği, tren hattını takip etmek suretiyle yapılan uzun yürüyüşlerinde ona eşlik etmeye başlayacaktır. Hatta ve hatta Fin sayesinde kitap okuma alışkanlığı bile kazanacaktır Joe.  Olivia da çok geçmeden bu ikileye eşlik eder ve Fin'le aralarında bir yakınlaşma oluşur. Fakat Olivia nın boşanma arifesinde olduğu eşiyle çeşitli problemleri olduğu için kafası son derece karışıktır.

The Station Agent, benim açımdan doğal anlatımıyla dikkat çeken bir film. Bu yüzden türkçe isminin de gayet filmin kendisiyle müsemma olduğunu düşünüyorum. Hayatın İçinden filmi, hayatın içinde rastlayıp, çok da önemsemediğimiz ya da es geçtiğimiz ayrıntıların insan hayatında ki  yansımalarını/önemini, su gibi anlatan bir film hüviyetinde benim için. Ayrıca Fin rolündeki Peter Dinklage'in ölçülü, abartısız oyunculuğu da beni kendine hayran bırakmıştır.

8/10

Nine Queens ~ Dokuz Kraliçe (2000)



0 yorum

Yönetmen : Fabián Bielinsky
Yapım : 2000 , Arjantina
Tür : Suç , Aksiyon
 Oyuncular
Gastón Pauls , Ricardo Darín , Roberto Rey

Bu ara Dünya Sinemasına sardım. Hollywood sineması gözümüzün bebeği olmaya devam edecek ama bu arada da dünyanın dört bir yanındaki yetkin örnekleri de kaçırmak istemem. Nine Queens iyi ki gözümden kaçırmamışım dediğim filmlerden biri oldu.

new_nine-queens
Juan ile Marcos yolları bir markette kesişen iki düzenbaz/dolandırıcıdır. Juan'ı başarısız bir dolandırıcılık girişiminden kurtaran ve Juan'a nispeten daha deneyimli ve "uyanık" duran Marcos, ona sadece bir gün için beraber çalışmayı teklif eder. Juan, Marcos'a çok güvenmemiş gibi gözükse de bir günlük iş teklifini kabul eder. Önce ufak tefek sahtekarlık numaralarıyla,ufak bir harçlık çıkarırlar kendilerine. Bu arada da birbirlerine güvenmeyen iki kişi olarak iş yapmanın bazı tereddütlerini yaşarlar ve bu aşamada da Juan'ın kafasında sürekli acaba dolandırılıyor muyum şüphesi dolaşmaktadır.

new_nine-gueens3
Hikayemiz Marcos'un bunak bir meslektaşının bir iş teklifiyle ve Juan'ın da bu işe otomatikman girmesiyle başlar. İşleri hiç de kolay değildir. Çünkü Dokuz Kraliçe adlı nadir bulunan pulların sahtelerini, 24 saat içinde ülkeyi terk edecek,  sicili hiç de parlak olmayan, en büyük hobisi pul biriktirmek olan ve en az kendileri kadar sahtekar olan bir zengine, 24 saat içinde satmak , daha amiyane tabirle kakalamak zorundadırlar. Bu aşamadan sonra yaşanan her şey hiç de gözüktüğü gibi değildir. Kim kimi dolandırıyor, kim kaybediyor, kim kazanıyor, kim kazıklanıyor kestirmek zor. Ben kendi adıma az çok tahminde bulundum ama yine de tam anlamıyla bir tahmin olmadı bu, itiraf edeyim. Tüm gerçekleri  filmin finalinde öğreniyoruz.  En İyi Şaşırtıcı Sonlar listesinde kendine iyi bir yer bulabilecek  kadar  iyi bir finali var. Suç filmi meraklılarını fazlasıyla tatmin edeceğini düşündüğüm bir film Nine Queens.


8/10

Notebook



0 yorum

Noah: Benimle kalsan ne olur sanki ?
Allie: Seninle kalmak mı neden ? Halimize bak şimdiden kavga etmeye başladık.

Noah: Evet hep böyle yapıyoruz ! Kavga ediyoruz. Ben kibirli sersem biri olmaya başladığım zaman, sen bunu bana söylüyorsun. Sen baş ağrısı olmaya başladığın zaman da,  ben sana bunu söylüyorum. Senin duygularını incitmeye korkmuyorum. Çünkü sen yine bir sonraki baş ağrıtıcı bir şeyi yapmaya koyuluyorsun.

Allie: Ne olmuş yani ?

Noah: Yani ilişkimiz kolay olmayacak. Gerçekten zorlu olacak ve buna her gün katlanmak zorunda olacağız. Ama ben bunu istiyorum. Çünkü seni istiyorum. Senin tamamını sonsuza dek istiyorum.

...
Noah: Benim için bir şey yapar mısın lütfen ? Benim için hayatının 30-40 yıl sonrasını gözünün önüne getirmeye çalış lütfen. Eğer o adamla görüyorsan git !... Seni bir kez kaybettim ve eğer gerçekten istediğin oysa sanırım tekrar kaybetmeye dayanabilirim. Ama sakın kolay yolu seçme !

*Aklıma  kazınan diyaloglardan biridir.


A Moment To Remember ~ Nae Meorisokui Jiwoogae 2004



2 yorum
.
Tür: Dram
Yönetmen: John H. Lee
Senaryo: John H. Lee, Yeong-ha Kim
Oyuncular: Ye-jin Son, Hang Lee, Ji-hyun Seon, Sang-gyu Park
Yapım: 2004, GüneyKore
Yapımcı: Seoung-jae Cha
Muzik: Tae-won Kim
Film Süresi: 2 saat, 24 dk.

."Affetmek zor değildir. Afetmek kalbinde sadece bir oda bağışlamaktır. Dedem böyle söylerdi. Gerçek bir marangoz, kalbinde bir saray yapabilendir. Ama sen yaptığın evde, yani kalbinde tüm odaları annene ve nefretine vermişsin. Ya sen neredesin ? Dışarıda titriyorsun"
Uzakdoğu filmlerindeki naif aşk hikayelerini seviyorum. Samimi bir tarafları olduğu aşikar. Bu filmde de naif bir aşk hikayesini görmek mümkün fakat A Moment To Remember daha çok anılar, affetmek, vefa, fedakarlık gibi duygular üzerine söz söyleyen bir film.

Herkesin unutmak istediği bir çok anısı vardır eminim. Bunun yanında unutmak istemedikleri de tabi... Zamanla geçmişe dair hiçbir şey hatırlamadığımızı, hatta üstüne, hatırlamadığımızı bile hatırlamadığımızı, dününüzün, geçmişinizin olmadığını düşünün. Çok korkutucu ve dramatik değil mi? Filmde de bir çok kez altının çizildiği gibi; anı'larsız hayat anlamsız. Ve filmin başında esasoğlanın söylediği gibi ; Bir anı gittiğinde ruh da gider.

Buraya kadar her şey güzel fakat A        Moment To Remember, benim için anılar ve affetmek hakkında söylenen sözler haricinde bir anlam ifade etmiyor. Özellikle bu kadar dramatikleştirmeye elverişli bir hikayeyi, sonuna kadar acitosyonun dibine vurarak anlattığı için, gözümde daha çok bir piyasa filmi niteliğinde.

Bu yüzden benim için tek seyirlik bir film olma özelliğinin ötesine geçemiyor A Moment To Remember.


6/10

Seven Pounds ~ Yedi Yaşam 2008 / Kısasa Kısas



3 yorum
new_seven_pounds

Tür : Dram
Gösterim Tarihi : 13 Mart 2009
Yönetmen : Gabriele Muccino
Senaryo : Grant Nieporte
Yapım : 2008, ABD , 123 dk.
Oyuncular
Will Smith (Ben Thomas) , Woody Harrelson ( Ezra Turner) , Michael Ealy (Ben in Kardeşi) , Barry Pepper ( Dan) , Elpidia Carrillo (Connie Tepos) , Rosario Dawson (Emily Posa)

Yedi Bedel ve Yedi Yeni Hayat

Bu filmin ismi Yedi Yaşam yerine Yedi Diyet/Bedel olsaymış daha bir isabetli olurmuş aslında. Çünkü Seven Pounds, yedi yaşam için ödenen yedi bedeli anlatan bir film.

Will Smith, Gabriele Muccino ile  The Pursuit of Happyness/ Umudunu Kaybetme filmiyle de beraber çalışmıştı. Anlaşılan yeni bir yönetmen-oyuncu birlikteliği doğuyor.
new_seven-pounds-1
Seven Pounds, vicdani bir hesaplaşmanın  öyküsü. Ben Thomas kendi inisiyatifine göre seçtiği yedi sorunlu kişinin hayatını(genellikle sağlık sorunları bunlar), kiminin haberi olmadan değiştirmeye çalışarak, geçmişte yaşattığı yedi trajedinin diyetini ödemeyi kafasına koymuş, kaybedecek hiç bir şeyi olmayan bir adam. Başka bir şekliyle,  uçuruma arabasını sürerken, çiçek sulamaya kalkan bir adamın öyküsü Seven Pounds. Bu süreçte hesaba katmadığı aşk Ben'in planlarını az da olsa değiştirecektir. İşin enteresan tarafı aşık olduğu kadın da hayatını değiştirmek için şans eseri seçtiği  yedi kişiden biridir. Fakat bir süre film, dramatik/romantik bir aşk filmi gibi ilerliyor. Hatta kahramanımız kendini aşkın kollarına o kadar bırakıyor ki izleyici, diğer yaşamları unutup, tek derdinin aşık olduğu kadın haline geldiğini düşünebilir bir süre.

En nihayetinde  filmin sonunda çok büyük bir diyetle aşık olduğu kadın dahil uzun süredir planladığı şekilde 7 umutsuz  kişinin yaşamlarını değiştirmekle kalmıyor, onları  sonlanması muhtemel hayatlarına  geri döndürüyor.

Bu tarz gizem/dram filmlerini sevenler için  tatmin edici bir film. Fakat benim gibi tipik "Uçurumun kenarındaki adam ve onun vicdani hesaplaşması" filmlerine aşina olanlar için vasat bir film sayılabilir Seven Pounds.

6/10

Into The Wild 2007 / Yolcu Yolunda Gerek



4 yorum
new_into-the-wild

.Tür : Dram / Macera / Biyografi
Yönetmen : Sean Penn
Senaryo : Sean Penn , Jon Krakauer (Kitap)
Görüntü Yönetmeni : Eric Gautier
Müzik : Michael Brook
Yapım : 2007, ABD , 148 dk.
Oyuncular
Emile Hirsch (Chris McCandless) , Marcia Gay Harden (Billie McCandless) , William Hurt (Walt McCandless) , Jena Malone (Carine McCandless) , Catherine Keener (Jan Burres) , Vince Vaughn (Wayne Westerberg)


Kurallardan, kanundan, paradan, kahramanımızın değimiyle ;  20. yüzyılın uydurduğu "kariyer yapma" safsatasından ve herşeyden çok insanlardan kaçma istemiyle başlanılan bir yolculuğun hikayesi Into The Wild.

Yol hikayeleri her zaman başarılı ve etkileyici olmuştur. Özellikle gerçekse daha da etkileyici... Fakat bu filmi salt bir yol hikayesi olarak algılamak ve değerlendirmek yanlış olur. Bu hem bir yol hikayesi hem de Christopher McCandless kendi içindeki yolculuğunun hikayesi. Daha ziyade bir içsel yolculuk tadında Film.
new_into-the-wild11
Christopher McCandless çıktığı yolculuğu yeniden doğma gibi nitelendirdiğinden sanırım işe önce ismini değiştirmekle başlar. Yolculuğu boyunca artık Alexander Supertrap'dır ve bu filmin sonunda yazdığı notta gerçek ismini kullanmasının, serüveni boyunca edindiği tecrübeden çıkardığı sonuçla ilişkisi, filmin belkide en vurucu tarafıydı. Film boyunca "Özgürlük güzel şey, ama sevdiklerinden ayrı ne kadar anlamlı" ya da "kaçmak neyi çözer " şeklinde hasıl olan sorular,  "Gercek mutluluk sadece paylaşılarak yaşanır'(mış)" repliğiyle cevap buluyor . Bu replik aynı zamanda sona yaklaşan kahramamız Christopher McCandless in, serüveninin özeleştirisini yaptığı repliktir de.


Evet "Gerçek mutluluk yanlızca paylaşılarak yaşanır" ...


Ve hikayeye konu olan  Gerçek Christopher McCandless


new_chris-mccandless

new_chris-mccandless2

Issız Adam 2008 ~ Bu filmi görmüştüm ben



5 yorum

Tür : Romantik
Gösterim Tarihi : 7 Kasım 2008
Yönetmen : Çağan Irmak
Senaryo : Çağan Irmak
Yapım : 2008, Türkiye , 113 dk.
Oyuncular
Cemal Hünal , Melis Birkan , Yıldız Kültür , Şerif Bozkurt , Gözde Kansu , Aslı Aybars , Goncagül Sunar

Neresinden bakarsan bak yavan bir aşk hikayesinin müzikle süslenip, romantizme boğulmuş şekli Issız Adam

Film çekmesini dört gözle beklediğim nadir yönetmenlerdendir Çağan Irmak. Bu filmin yapım aşamasında olduğunun haberini alınca sevinmiştim. Romantik filmlere çok aşina değil türk sineması ve bu işi yapacaksa ancak ve ancak Çağan Irmak yapabilirdi diye düşündüm çocuk aklımla  : ) Romantik film ki, ele yüze bulaşma ihtimali ziyadesiyle olan bir tür. Romantizmi abartabilirsiniz. Türdeşlerinde çok gördüğümüz, piyasa ağzıyla "tutan" sahneler, "tutan" repliklerle filmin özgünlüğünü yitirebilirsiniz falan feşmekan... Bu saydığım tüm "felaket senaryo"larının hepsi de bu film için sarf etmek  zorunda kaldığım nitelikler maalesef. Böylesine yaratıcılıktan uzak bir filme para verip gittiğime hayıflanmanın yanı sıra, üstüne yaşadığım hayal kırıklığı v.s... Kendimi sinema salonunda  hiç bu kadar "müşteri" gibi hissetmemiştim desem kimseye haksızlık etmiş olmam umarım.


Hikaye çok sağlam değil her şeyden önce, ikili arasındaki elektriği de hiç sevmemiştim zaten. Birinci yarıdaki "arsız" adamımız ikinci yarıda romantik bir aşığa dönüşüyordu ki birden aklına bir sapkın olduğu gelmiş olacak,  kıza "canını seven kaçsın" demeye getiren o bildik "ben sana layık değilim" repliğini okuyor. Diyalogların sahici olmaması, sanki bir teksten okurmuş gibi söyleniyor olması hiç ama hiç kabul edemeyeceğim bir şey bir aşk film izliyorsam şayet.

Issız Adam meselesine gelince, böylesi bir sıfatla nitelendirdiğin adamın en azından biraz daha derinlikli olması lazım gelmez miydi ?  İş ve sosyal yaşamında  gayet uyumlu bir insan, sevilen bir  işletmeci  hüviyetinde olan bir şahsiyetin "Issız"lığı konusunda izleyicinin pek  ikna olmadığını düşünüyorum. Gösterilmeye çabalanan ıssızlık fazlasıyla yüzeyseldi. Tıpkı filmin toplamı gibi...

Demem o ki ortada ne Issız bir adam, ne de harcanmış bir Aşk var. Ortada, oradan buradan derme çatma, zaten bir çok filmde yapılmışı olan sahneciklerin birleşmesinden oluşan, bir kandırmacadan, göz boyamadan ibaret bir filmcikten başka hiç bir şey yoktu.

Müziklerle işi kurtarmış demek haksızlık olmaz sanırım. Son sahnede yaşanan zorlama dram beni daha ziyade güldürdü diyebilirim. Tarık Tufan'ın Meksika Sınırı programında da  sorduğu  gibi ;  "Türk halkı Issız Adam gibi bir zokayı nasıl yuttu." diye sormadan edemiyorum ben de.

Filmin daha ilk yarısında içimden; Bu filmi görmüştüm ben senden önce defalarca Çağan demekten alamadım kendimi


10/6



Forrest Gump



2 yorum

...Jenny : Wietnam'da korkmuş muydun ?
Forrest : Evet. Şey... Bilmiyorum. Bazen yağmur, yıldızlar çıkmasına izin verecek kadar duruyordu. O zaman güzel oluyordu. Gölde gün batımının hemen öncesine benziyordu. Her zaman  suda milyonlarca yakamoz olurdu. Tıpkı o dağ gölü gibiydi. Çok berraktı Jenny. Sanki üst üste iki gökyüzü varmış gibi oluyordu.  Sonra çölde, güneş doğduğu zaman, göğün nerede bitip,  karanın nerde başladığını kestiremezdim.

Jenny: Keşke orada seninle birlikte olabilseydim.

Forrest : Oradaydın...

...
Not: Filmi ikinci kez izlerken, canhıraş kalem arayışlarına  girişip, bulduğum en yazılası kağıda aktarmıştım hemen. Çok ama  çok beğendiğim bir repliktir. : )

La Stanza del figlio ~ Oğul Odası 2001



1 yorum


Tür : Dram
Yönetmen : Nanni Moretti
Senaryo : Nanni Moretti , Linda Ferri , Heidrun Schleef
Yapım : 2001, Fransa / İtalya , 99 dk.
Oyuncular
Nanni Moretti (Giovanni) , Laura Morante (Paola) , Jasmine Trinca (Irene) , Giuseppe Sanfelice (Andrea) , Silvio Orlando (Oscar)

Zamana saplanıp kalmış bir babanın öyküsü Oğul Odası...

Soğukkanlı, sakin ve işinde iyi olan bir  psikiyatristir Giovanni. Zamansız ve genç bir ölümün ardından, oğlunun ölümünü kabul edemeyişin ardından kapıldığı suçluluk duygusu artık peşini bırakmayacaktır. "Keşkelerle" hayatını zindana çeviren Giovanni için zamana saplanıp kalmış ifadesini kullanmak hiç de yanlış olmaz. Sürekli geriye/o güne dönüp oğlunun ölümüne engel olabileceğini düşünmesi kafasını yer bitirir hatta artık günlük yaşamını bile idare edememeye başlar. Öyle ki çok başarılı olduğu mesleğini bile "artık kendime bile hayrım yok" diye düşünmüş olacak ki, bırakmak zorunda kalacaktır. Ama hayat devam ediyordur.

2001 yılında Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye evine götüren film bir ölümün ardından duyulan tüm iç hesaplaşmaları, gerçeklik sınırları dışına  çıkmadan ve ajite etmeden anlatan başarılı bir yapım.


10/7


newer post older post