Bir film, bir sahne: Dedikodu neden fena bir şeydir? Doubt (2008)



0 yorum


John Patrick Shanley tarafından aynı isimli tiyatro oyunundan uyarlanan gizem türündeki bu film Meryl Streep, Philip Seymour Hoffman, Amy Adams'lı kadrosuyla oyunculuk dersi veriyor adeta. St. Nicholas Kilisesi'ndeki Peder Flynn'in, özel ilgi gösterdiği siyahi öğrencisiyle ilişkisi, kilisede terör estiren Rahibe Aloysius'ı bazı şüphelere sevk eder ve tüm film bu şüphe üzerinden ilerler. Gizem sevenler kaçırmasın. Filmde Peder Flynn'in, Rahibe Aloysius'a gönderme yaparken anlattığı etkileyici hikayeye kulak verin.

31. İstanbul Film Festivali'nden sectiklerim



0 yorum
Yönetmen: Slava Ross / Oyuncular: Petr Zaichenko, Misha Protsko, Sergey Novikov / Rusya / 2011


Director: Markus Schleinzer / Cast: Michael Fuith, David Rauchenberger, Christine Kain / Austria / 2011

Yönetmen: Morteza Farshbaf / Oyuncular: Kiomars Gity, Sharareh Pasha, Amirhossein Maleki / İran / 2011

Yönetmen: Alexander Sokurov / Oyuncular: Johannes Zeiler, Anton Adasinskiy, Isolda Dychauk / Rusya

Yönetmen: Blake Edwards / Oyuncular: Julie Andrews, James Garner, Robert Preston / İngiltere-ABD

ŞEYTAN ADASININ KRALI
Yönetmen: Marius Holst / Oyuncular: Stellan Skarsgård, Kristoffer Joner, Benjamin Helstad, Trond Nilssen / Norveç-Fransa-İsveç-Polonya / 2011

ÇİNGENE 
Yönetmen: Martin Sulík / Oyuncular: Janko Mizigár, Martin Hangurbadzo, Miro Gulyas / Çek Cumhuriyeti-Slovakya / 2011

SADE BİR HAYAT
Yönetmen: Ann Hui / Oyuncular: Andy Lau, Deanie Ip, Wang Fuli / Hong Kong-Çin / 2011

Yönetmen: Bence Fliegauf / Oyuncular: Katalin Toldi, Gyöngyi Lendvai, Lajos Sárkány / Macaristan-Almanya-Fransa / 2011

Yönetmen: Andreas Dresen / Oyuncular: Milan Peschel, Steffi Kühnert, Talisa Lilly Lemke / Almanya / 2011

Yönetmen: Bouli Lanners / Oyuncular: Zacharie Chasseriaud, Martin Nissen, Paul Bartel / Belçika-Fransa-Lüksemburg / 2011

Yönetmen: Tony Kaye / Oyuncular: Adrien Brody, Marcia Gay Harden, James Caan / ABD / 2011

Yönetmen: Rodrigo García / Oyuncular: Glenn Close, Mia Wasikowska, Aaron Johnson, Brendan Gleeson / İrlanda / 2011

Yönetmen: Andrea Arnold / Oyuncular: Kaya Scodelario, Nichola Burley, Steve Evets / İngiltere / 2011

Yönetmen: Özcan Alper / Oyuncular: Gaye Gürsel, Durukan Ordu, Sarkis Seropyan / Türkiye / 2011

Yönetmen: Zeki Demirkubuz / Oyuncular: Engin Günaydın, Nihal Yalçın, Nergis Öztürk / Türkiye / 2012

*Filmler hakkında detaylı bilgiyi  iksv.org/tr 'den öğrenebilirsiniz.


"Hayat yalnızlık, sefillik ,acılar ve mutsuzluklarla doludur ama keşke bu kadar kısa olmasaydı." Annie Hall



5 yorum
"Eski bir espri vardır, bilirsiniz. İki yaşlı kadın dağ başında bir lokantada yemek yemektedirler. Biri,”lanet olsun!” der, “Yemekler ne kadar da berbat!” “Evet” der diğeri, “Üstelik ne kadar da az!” yani, bu benim yaşam hakkındaki düşüncemin kısa bir özetidir: Hayat yalnızlık, sefillik ,acılar ve mutsuzluklarla doludur ama keşke bu kadar kısa olmasaydı."

Dogville (2003) Biri sana tokat attığında sen öteki yanağını çevirme çünkü...



4 yorum
Yapım:2003/Danimarka
Tür:Dram, Gerilim, Gizem, Macera,
Yönetmen:Lars von Trier,
Oyuncular: Nicole Kidman, Paul Bettany, John Hurt
"Bazı insanları eğitemezsiniz, onları kötülük etmemeye ikna edemezsiniz. Kötülüklerini suratlarına vurunca sadece inkar etmez, sizden daha da nefret ederler. Onları görmezden de gelemezsiniz. Cezalarini haketmişlerse haketmişlerdir. Merhamet her zaman en doğrusu değildir, en güzeli ve en ahlaklısı da degildir. Size kötülük edenleri mazur görmek, onlara anlayış göstermek, onların içindeki şeytanı ancak besler, büyütür. Affetmek belki de o insana yapabileceğiniz en büyük kötülüktür."
Filmleri izlemeden o film hakkında fikir edinmeyi sevmiyorum. Bu yüzden film seçimlerimi genelde yönetmeni baz alarak yapıyorum. Dogville filmlerine ihtiyatlı yaklaştığım bir Lars von Trier filmi. Yönetmenin şüphesiz ki kendine özgü çok ayrı bir dili var ve filmlerini izlerken neyle karşılaşabileceğini kestirmen kesinlikle imkansız. Dogville'i izlemeye başladığımda oyuncuları tebeşirlerle kroki şeklinde çizilmiş bir tiyatro sahnesi üzerine görünce ister istemez yönetmenin daha önce örneğini görmediğim bu tekniği neden tercih ettiğini düşündüm. Şüphesiz filmin ilerleyen dakikalarında seçilen bu yöntemin konuyu yani filmin derdini destekleyecek nitelikte olması gerekirdi. Lars Von Trier duvarları olmayan bir dünyanın gerçekliğini -ki bu her insan ruhundaki onun görünmez kılan duvarlar da dahil- tabiri caizse tüm çıplaklığıyla gözümüze sokmak istedi.
''Başkalarını affetmek için bulduğun bahaneleri kendin için asla kullanmazsın."
Film üçüncü anlatıcının "Bu Dogville kasabasının hazin öyküdür" diye başlıyor. Amerika'da bir dağ kasabasında sıradan hayatlarını sürdürmeye çalışan gayet kendi halinde ve ahlaklı insanlar, aralarına esrarengiz bir biçimde katılan ve gangsterlerden kaçtığını söyleyen güzel bir kadın, sonrasında Dogville kasabasında yaşanan kademeli değişim. Usta romancı Paulo Coellho'nun çok satan romanlarından biri olan Şeytan Ve Genç Kadın'ı okuyanlar benim gibi bu filmle kitabı özdeşleştirecek. Şeytan Ve Genç Kadın romanında nüfusunun çoğunu yaşlıların oluşturduğu kendi halindeki insanların yaşadığı kasabaya gelen esrarengiz adamın köy halkına oynadığı bir oyunla, ahlaki olanın, iyinin kötünün nasıl insanların çıkarına göre el değiştirebileceğini yüzümüze çarpan güzel bir romandı. Dogville'de de yönetmenin derdi benzer ama bu kadarla da sınırlı değil. Kasaba sakinleri ilk başta güzel ve gizemli Grace'i aralarına dahil etmek konusunda çekinseler de bir şekilde buna ikna olurlar ama kasaba halkı için bu yeterli olmaz çünkü her iyiliğin bir karşılığı vardır ve Grace için yeterince lütufta bulunduklarını düşünen kasaba halkı çok az para karşılığında ona gündelik ev, bahçe işlerini yaptırırlar. Grace 'in bir sığınma gibi yaşadığı bu kasabaya gösterdiği tahammül ve teslimiyet üst seviyedir. Tüm bu eziyetlere bir melek sabrıyla ve anlayışıyla tahammül edecek kadar kimden ve neden kaçtığı sorusu kafamızdan gitmiyor film boyunca. Grace'nin bu yumuşakbaşlı ve hoşgörülü tavrı kasaba halkının ilkel duygularını daha da ortaya çıkararır. 

Finalde izleyiciyi şaşırtıcı bir son bekliyor Grace'in babasıyla yaptığı konuşma her şeyi açık ediyor; Grace babasını kibri için suçlarken babasının: "Asıl kibirli olan sensin. Bu sözleri söylerken sözde alçak gönüllülük ediyorsun. Hiç kimsenin senin yüksek ahlaki değerlerine erişemeyeceğinden o kadar eminsin ki herkesi bağışlıyorsun" sözleri Grace'i film boyunca aslında nasıl okumamız gerektiğini vurguluyor. Bu filmim bir Amerika eleştirisi olduğuna katılmıyorum çünkü vurgulanmak istenen mesele ta Adem Havva'dan bu yana gelen insanlık zafiyetleri. Dolayısıyla daha genel bir eleştiriye sahip. Hristiyanlıkta kabul gören "biri sana tokat attığında diğer yanağını da çevir" eleştirisi muhakkak filmin temelini oluşturuyor bana göre. Ama bu film her şeyden önce kimseyi haklı çıkarmıyor. Ahlak üzerine erdem üzerine bir Nihilist bakış belki de o mevzular çok derin, görüp ama tam olarak anlatamadıklarından. Neticede çok çarpıcı çok ters köse yapan bir film görülmeden ölünmemesi gerekenlerden.


8,5/10

newer post older post