"My Movies"



6 yorum
Beğenerek takip ettiğim bir site olan  Kediler ve Kitaplar'da görüp beğendim bu konu başlığını. Kendi blogumda da böyle bir çalışma yapmak çok cazip geldi. Hem bu şekilde kafamda da bazı şeyleri toparlamış olur, merak edenlerin de merakını gidermiş olurum diye düşündüm. Aslında genelde tek cevaplar için sorulmuş sorular fakat ben hızımı alamayıp sıraladım bir kaç tane. Herhangi bir sıralamaya bağlı kalmadan yazdım bu arada. Siz de bu konu başlığı altında kendi listenizi yapabilirsiniz. Keyifli okumalar...

 Geçen yıl gördüğünüz en iyi film:

En hafife alınmış film:




En şişirilmiş film:


Sizi gerçekten mutlu eden film:
Sizi kötü yapan, hüzünlendiren film:
Majid Majidi'nin bütün filmleri




En sevdiğiniz aşk hikayesini barındıran film:


En çarpıcı, en afallatıcı sona sahip film:


Defalarca izlediğiniz film:






En iyi Soundtrack'e sahip film:

Klasiklerden en sevdiğiniz film:


80'lerden en sevdiğiniz film:


90'lardan en sevdiğiniz film:


Nefret ettiğiniz film:
Issız Adam (2008)


Gizli gizli sevdiğiniz film: (Guilty Pleasure)




Kendinizi en yakın hissettiğiniz, kendinizle bağdaşlaştırdığınız film karakteri:

En sevdiğiniz roman uyarlaması:

En sevdiğiniz müzikal:

En sevdiğiniz bilim kurgu:
2046 (2004)


En sevdiğiniz animasyon:

En sevdiğiniz korku filmi:
Saw (2004) Yalnızca ilk film ama...




En sevdiğiniz yabancı film:


Sizi en çok güldüren film:
Hababam Sınıfı Serisi 

Herkesin nefret ettiği (kimsenin beğenmediği) ama sizin sevdiğiniz film:


Görsel açıdan en etkileyici bulduğunuz film:

Favori oyuncunuzun en sevdiğiniz filmi:
Edward Norton Fight Club (1999)



Favori yönetmenizin en sevdiğiniz filmi:
David Fincher Fight Club (1999)


Çocukluğunuzdan bir film:

En son izleyip etkilendiğiniz film:

Merakla beklediğiniz film:
Çok severek okuduğum Jane Eyre kitabı defalarca filme çevrildi fakat çok bir varlık gösteremedi.
Michael Fassbender'li kadrosuyla yeniden çekildi.Yakında vizyona girecek. Merakla bekliyorum.
Martin Scorsese'nin her filmini merakla beklerim. Şu ara dizisiyle meşgul sanırım.

Sizin listeniz için kategori başlıkları 
Geçen yıl gördüğünüz en iyi film:
En hafife alınmış film:
En şişirilmiş film:
Sizi gerçekten mutlu eden film:
Sizi kötü yapan, hüzünlendiren film:
En sevdiğiniz aşk hikayesini barındıran film:
En çarpıcı, en afallatıcı sona sahip film:
Defalarca izlediğiniz film:
En iyi Soundtrack'e sahip film:
80'lerden en sevdiğiniz film:
90'lardan en sevdiğiniz film:
Nefret ettiğiniz film:
Gizli gizli sevdiğiniz film: (Guilty Pleasure)
Kendinizi en yakın hissettiğiniz, kendinizle bağdaşlaştırdığınız film karakteri:
En sevdiğiniz roman uyarlaması:
En sevdiğiniz müzikal:
En sevdiğiniz bilim kurgu:
En sevdiğiniz animasyon:
En sevdiğiniz korku filmi:
En sevdiğiniz yabancı film:
Sizi en çok güldüren film:
Herkesin nefret ettiği (kimsenin beğenmediği) ama sizin sevdiğiniz film:
Görsel açıdan en etkileyici bulduğunuz film:
Favori oyuncunuzun en sevdiğiniz filmi:
Favori yönetmenizin en sevdiğiniz filmi:
Çocukluğunuzdan bir film:
En son izleyip etkilendiğiniz film:
Merakla beklediğiniz film:

Lost in Translation



1 yorum

"Kim olduğunu ve ne istediğini daha fazla bildikçe, 
seni hayal kırıklığına uğratmalarına daha az izin verirsin."

Marvin's Room'la sinemanın hayatımdaki kısa tarihi



2 yorum
"Sana karşı duygularım üst üste dizilmiş bardaklar gibi, birini çekince hepsi gelecek sanki. O yüzden hiç dokunmuyorum."
Sinemaya bakışımı değiştiren ve sinemanın sadece iyi vakit geçirmek için yapılan sıradan bir aktivite olmadığını anlamamı sağlayan film Marvin's Room'dur. Bunu filmin çok harika bir film olup olmamasıyla ilişkilendirmeyin çünkü  alakası yok. Sadece bir filmi nasıl okumak gerektiğini ilk bu film üzerinde test ettiğim için önemli bir film benim için.Sinemaya meraklı edebiyat hocamın; "Bu akşam kanal D'de ki filmi izleyin çünkü..." diye başlayan ve filmin üzerine kısa bir okuma yapmasıyla son bulan konuşması, bana başka bir ufkun kapılarını açmıştı. Yıllar önce birbirlerinden kopan ve bir hastalık sonucunda bir araya gelmek zorunda kalan iki kız kardeşin hikayesini işliyordu film. Sevgi, bağlılık sadakat gibi insanı yaşama bağlayan en önemli duyguların önemini vurgulayan dramatik bir filmdi.   Artık filmleri sadece seyretmiyor,  parçaları birleştirip büyük resmi görmeye çabalıyordum. Buradan adını bile unuttuğum edebiyat hocama saygılarımı sunuyorum. Hayatımda başlattığı şeyden haberi bile yok. Ne tuhaf...Aynı etkiyi yaratmayacağı korkusuyla ikinci defa izlemeye çekindiğim bir kaç filmim var. Marvin's Room' da bunlardan biri.
Daha öncesinde de en büyük zevkim internet ve dvd oynatıcının yokluğunda Tv'de film seyretmekti. Öyle ki gazetede ilk baktığım yer televizyonların program akışı oluyordu. Cnbc-e ile seçeneklerim arttı, dublajsız filmin keyfini keşfettim falan...Hala daha  bir kaç bin kişiyle aynı anda, aynı filmi seyrediyor olma fikrini sevsem de reklam ve dublaj artık tahammül edebileceğim bir konu değil. Babamın kendi seçtiği filmlere gitmek de tadı damağımda kalan aktivitelerden biri oldu ve beni bu sürece hazırlayan en önemli etkenlerden biri de aynı zamanda. Velhasıl sanatın büyüleyici etkisini en çok sinemada hissettim her zaman. Büyük bir endüstriye dönüşen sinema sanatın başlıca amacı olan duyguları açığa çıkarma ve yansıtma işlevini bugüne değin yerine getirmeye devam ediyor. Kah insanların hayal dünyasına nufüz ediyor, kah duygu dünyasına, kah düşünce...Kimi zaman da derdi evrensel bir konuya dikkat çekmek oluyor. İşlevini etki alanını arttırarak sürdürmeye devam ediyor sinema. Bize de izlemek düşüyor.  

Every Cild Is Special ~ Taare Zameen Par 2007



0 yorum

Yapım:2007 ~ Hindistan
Tür:Aile, Dram
Yönetmen:Aamir Khan

Size bu filmden bahsetmek istiyorum adı Every Cild Is Special. Yapımcılığını ve yönetmenliğini, afişte de görmüş olduğunuz, Lagaan filminin esas oğlanı A Amir Khan yapmış. Bollywood'la renkli kültürüyle Hollywood'a ilham olmanın ötesinde işler yapıyor.Fakat belirteyim benim tercihim her daim kalıplara sıkışıp kalmayan, Bağımsız Sinema ve Avrupa Sineması'ndan yana olmuştur. Fakat sinemanın ön yargıları reddeden bir sanat dalı olması sebebiyle bir sinema sever olarak her filme şans tanımanın gerekliliğine inanıyorum. Bu film de orjinal bir fikir etrafında örülmüş bir hikaye olmasa da, evrensel bir konuya dikkat çekmesi bakımından önemli bir film. Diskleksi (Öğrenme Zorluğu) hastası olan  bir çocuğun hayatını başta ailesi olmak üzere, eğitimcilerinin nasıl daha zor bir hale getirebileceğini anlatıyor film every cild special diyerek. Eğitim sisteminin tek tipliliğine dikkat çeken film,  dramatik tüm öğeleri baştan sona kadar kullansa da, özellikle araya serpiştirilen animasyon görüntüleriyle oluşturulan yaratıcı görüntülerle daha özel bir film oluveriyor.

10/7,5

Sil Baştan derken, hafızamıza kazınan film; Eternal Sunshine of the Spotless Mind



1 yorum
Change your heart
Look around you
Change your heart
It will astound you
I need your lovin'
Like the sunshine

Everybody's gotta learn sometime
Everybody's gotta learn sometime
Everybody's gotta learn sometime

Şarkı: Beck - Everybody's Gotta Learn Sometimes

Zamanın çok içinde bir o kadar da dışında bir seyyah The Man from Earth ~ Dünya'lı 2007




Tür : Bilim Kurgu / Dram
Yönetmen : Richard Schenkman
Senaryo : Jerome Bixby
Yapım : 2007, ABD , 87 dk.

Yazmaya değer ve zaman bulduğum son film  The Man from Earth. Garip bir senaryosu var filmin. Senaryosunu  bilim kurgu yazarı olan Jerome Bixby yazmış. Jerome belli ki dünyaya The Man from Earth aracılığıyla bir mesaj iletmek istemiş. Filmin vermiş olduğu mesaj "bütün bildiklerinizi unutun" türünden bir mesaj, dolayısıyla çok çarpıcı. Film bu ezber bozan mesajı, Tarih Profesörü olan John "old"man aracılığıyla perdeye aktarıyor . John  aynı  üniversitedeki çalışma arkadaşlarına göre hiçbir sebep yokken taşınıp her şeyi terketme kararı alır.  Küçük kamyonetine eşyalarını yüklediği sırada arkadaşları, biraz veda için, biraz da bu ani gidişin nedenlerini öğrenebilmek için onu ziyarete gelir. Arkadaşları John'a bu ani gidişin nedenini sormaya başlar  fakat ondan tatmin edici bir cevap alamaz. Sadece şakayla karışık her on yılda bir mekan değiştirdiğini söyler. Fakat arkadaşları John'u rahat bırakma niyetinde değildir ve en nihayetinde baskılara dayanamayan John hiç kimseye anlatmadığı ve bütün dünyayı ilgilendiren büyük sırrını açıklamaya başlar. İşte bu sahneden sonra görecekleriniz ve duyacaklarınız filmin hiç de sıradan bir film olmadığının kanıtı olacaktır.

 Spoiler İçerir

John arkadaşlarına bir CroMagnon ( bilim insanlarına göre dünyada oluşan ilk kabile) olduğunu açıklar. Yani tam 14000 yıldır yaşayan ölümsüz bir canlıdır. Her devre tanıklık etmiş, tarihte iz bırakan önemli din adamlarının, sanatçıların çok yakınında bulunmuştur. Bu iddialar, aralarında biyolog, antropolog, din bilimci, psikolog ve arkeolog olan arkadaşlarını şaşkına çevirir ve çoğu, bir şakanın kurbanı olduklarını ya da arkadaşlarının delirdiğini düşünür. Hatta bir çoğu artık bu hikayeyi dinlemek istemez. Ama her zamanki gibi aralarında biri az da olsa anlatılanların doğru olabileceği düşüncesiyle John'a hikayesini anlatmaya devam etmesini söyler. John'un itirafları herkeste şok etkisi yaratır. O yüzden arkadaşlarının soru yağmuruna tutulur. Film, seyircinin olayların gidişatına göre merak ettiği tüm sorulara olmasa da kritik sorulara cevaplar vererek  merakları gideriyor. Sorular arttıkça ve tatmin edici cevaplar aldıkça John'un arkadaşlarıyla birlikte bizim de merakımız kat be kat artıyor. Tüm bu olaylar sadece tek bir kanepenin bulunduğu boş bir antrede cereyan ediyor. Yani film tek bir mekanda geçiyor. Tek mekan, güçlü diyaloglarla örülü bir senaryo... Bu yüzden sürükleyiciliğinden hiçbir şey kaybetmiyor. Filmde -teşbihte hata olmaz-dananın kuyruğunun koptuğu bölümse John'un kendisinin İsa olduğunu iddia ettiği bölüm. Din bilimci arkadaşının yoğun tepkisine rağmen hikayesine devam ediyor. Hz. İsa ile ilgili bilinen çoğu şeyin aslında yanlış olduğunu "ben aslında bunu kastetmemiştim" sözleriyle özetliyor. Sonuç itibariyle arkadaşlarını hiçbir şekilde inandıramayacağını düşünen John, anlatmakla hata ettiğini düşünerek, anlatılanların bir şakadan ibaret olduğunu söylüyor.Film gereksiz ve karikatürize bir finalle de son buluyor.


The Man from Earth, Uluslararası Film Festivali’nde “En İyi Film” dalında Birincilik Ödülü ve “En iyi Senaryo” dalında Büyük Ödül kazanmış bir film.

Filmin yapımcılarından Eric D. Wilkinson “Gelecekte dosya paylaşımı konusunda şikayet etmeyeceğim, bir sonraki filmimi yaptığım zaman paylaşıma kendim açacağım.” sözleriyle, bu filmi izin almadan internette dağıtan dosya paylaşım ortamı kullanıcılarına teşekkür etmiş ve filmin tanıtımının onlar olmadan bu kadar iyi yapılamayacağını ifade etmişti.

Filmin yankı uyandırması anlaşılır bir şey tabii. Fakat filmin sinematografik açıdan abartılmaması lazım. Anlatılan şeyler ilginç evet! Yeterince tartışma yaratacak türden. Film bir meydan okuma filmi gibi neredeyse. Söylediği şeylerin ilginçliği zaten filmin sürükleyici olması için yeter artar şeyler olduğu için bunu çok büyük bir başarı olarak addetmiyorum. Düşük bütçeyle çekilmiş tatmin edici, şaşırtıcı, merak uyandırıcı bir film sadece. Bilim kurguyu  gerçek hayatın içine entegre etmesi filmi garip bir düzlemde izlememize neden oluyor o kadar. Farklı bir film kategorisi için ideal bir film hiç şüphesiz. Özellikle bu konulara kafa yoran biriyseniz tatmin olmamanız için bir neden yok.

7,5/10

Kişisel Direniş




Ben öyle mutluluk meraklısı değilimdir, yaşamı yeğlerim yine. Mutluluk bir süprüntü, acımasızın tekidir, ona asıl yaşamasını öğretmek gerekir
... ama ben mutlu olmak için yaşamın kıçını yalayacak değilim.

ONCA YOKSULLUK VARKEN ~ Emile Ajar

CASHBACK~Zamana Güzellik Kat



 "Zamanı durdurabilirsiniz, hızlandırabilirsiniz de. Dondurabilirsiniz bile. Ancak başa saramazsınız. Yapılanı geri alamazsınız. Neyi gördüğünü düşündüm. Neyi görmediğini. Nasıl açıklayabileceğimi düşündüm. Ancak ne kadar düşünürsem düşüneyim, onu sakinleştirecek bir söz bulamadım. Kaçınılmaz olanı ne kadar erteleyebilirsiniz ki. Dünya donmuş dururken iki gün bekledim. Yine de bir çözüm bulamadım."

Sinir bozucu güzellikte bir film; Funny Games 1997



4 yorum

Tür : Korku / Gerilim
Yapım : 1997, ABD , 103 dk
Yönetmen : Michael Haneke
Senaryo : Michael Haneke
.
Siz siz olun evinize yumurta istemek için gelen bir yabancıya fazla güvenmeyin.Kulağa paranoyakça gelebilir fakat Heneke'nin tam anlamıyla yaptığı bu; bizi paranoyak bir alana sürükleyip etki altına almak...
Funny Games iki kişiden oluşan bir grup piskopatın "hiç mi zevkine öldürmek olmaz" mantığıyla yola çıktığı bir oyunun seyircisi yapıyor bizi. Üstelik olan bitene seyirci kalmaktan öte, bir ayinin kurbanları gibi sinirlerimiz bozuluyor, tedirgin bekleyişimiz soğumadan aynen  devam ediyor. Çok Heneke filmi izlemiş biri değilim fakat, yönetmenin biraz da aldığı eğitimin etkisiyle olacak, insan psikolojisi üzerindeki başarısı ve dolayısıyle etkisini biliyorum. Nitekim bu filmde de bu bağlamda bir etkiyi fark etmemek mümkün değil.


Georg: bırak ne yapmak istiyorlarsa yapsınlar. Daha çabuk kurtuluruz.
 Paul: hiç de cesurca bir davranış değil. Uzun metraj için yetmez.
Anna,Georg ve oğulları Georgi göl kenarındaki evlerine iyi vakit geçirmek ve dinlenmek için gelirler.Burası sessiz sakin bir yerdir ve civarda beraber golf müsabakaları düzenledikleri komşuları da vardır.Anna eşi ve oğlu için öğle yemeği hazırladığı sırada Peter adında, elinde golf eldivenleri olan bir genç içeri girer ve Anna'dan bir kaç yumurta ister. Peter tuhaf ve şüphe uyandırıcı hareketleriyle Anna'yı tedirgin eder.Üstelik  davetsiz konuk bahçe kapısı kilitli bir eve hiç zorlanmadan girebilmiştir.Artık o gün içinde yaşanacaklar ve sabaha kadar sürecek olan oyun hem kurbanlar için hem de izleyici için sinirlerin finale kadar bir yay gibi germesi ve sürükleyiciliğinden hiç bir şey kaybetmemesi Funny Games'i en azından benim için başarılı gerilim filmleri listemde ilk sıralara yerleştiriyor.

Heneke neden bilmem aynı filmi Naomi Watts'lı kadrosuyla 2008 yılında yeniden çekiyor.Fakat ilki kadar başarılı olamıyor. Şüphesiz bunda oyuncuların da çok büyük etkisi var.İlk filmde özellikle Anna rolündeki Susanne Lothar'ın sahici  performansı takdire şayan.

8,5/10

BİR FİLM BİR ŞARKI; Chungking Express ~ California Dreamin



0 yorum

Şarkı: The Mamas & the Papas
Ayrılık acısından etrafını bile göremeyen bir adama aşık , aynı zamanda California'ya gitme hayali kuran Faye'in, çalıştığı büfe olan  Midnight Express’te yüksek sesle ve sık sık dinlediği ya da yaşadığı mı diyelim şarkı California Dreamin. Kısacası bir ait olmanın şarkısı aynı zamanda da ait olamamanın...Yönetmen Kar Wai Yong'u biraz da Tarantino'nun katkılarıyla üne kavuşturmuş bir film. Chunhing Express için söylenebilecek ne çok şey var elbette fakat, ne kadar çok üzerine methiyeler düzülmesi gereken  film ve ne kadar az zaman...
newer post older post